Bir sanat eseri ya da sanatsal bir biçim karşısında gösterdiği anlayış için algılayıcıyı hesaba katmanın hiçbir yerde verimli olduğu görülmüyor. Kamuoyunun belli bir kesimiyle ya da onun temsilcisiyle kurulan ilişkinin yoldan saptırması yetmiyormuş gibi, "ideal" bir algılayıcı kavramı bile hiçbir sanat-kuramsal konuşmada yarar sağlamıyor, çünkü bu konuşmalar sadece insanın yaşamındaki varlığını ve özünü bir önkoşul olarak kabul edercesine yapılır. Sanatın kendisi de onun bedensel ve akıl-ruhsal varlığını önceden şart koşar, ama sanat eserlerinin hiçbirinde onun göstereceği dikkati şart koşmaz. Çünkü hiçbir şiir okuyucu için yazılmamıştır. Ne bir tablo seyredenler için resmedilmiştir ne de bir senfoni bestelenmiştir dinleyecekler için.
...kendini görüntülere bırakmak ister. Onlarda huzuru bulur, ebediliği. Onu sıyıran her kuş kanadı, rüzgarın onu ürpertircesine her çarpışı yüzüne, karşılaştığı her yakınlık onu yalan söylemekle suçlar. Oysa her uzaklık yeniden kurar onun düşlerini, sırtını bulutlara dayayıp ışık sızan her pencere kenarında yanar içi.