Şehvet: İnsanın İçindeki Ateş ve Semaya Açılan Kapı İnsan, yeryüzüne yalnızca et ve kemikten ibaret bir beden olarak gönderilmedi. Onun varlığında toprağın ağırlığıyla göğün sonsuzluğu, nefsin fısıltılarıyla ruhun çağrısı, faniliğin çekimiyle ebediyetin daveti bir araya getirildi. Bu yüzden insanın kalbi, görünenden çok daha büyük savaşların yaşandığı bir meydandır. O meydanda kimi zaman öfke kılıcını çeker, kimi zaman kibir taht kurmaya çalışır, kimi zaman korku karanlık gölgeler salar. Fakat bunların arasında öyle bir kuvvet vardır ki hem insan neslinin devamına vesile olur hem de dizginlenmediğinde nice gönülleri harabeye çevirir: Şehvet... Şehvet, çoğu kişinin sandığı gibi yalnızca bedensel bir arzu değildir. O, insanın iç dünyasına yerleştirilmiş büyük bir enerjidir. Tıpkı dağların bağrında saklanan lavlar gibi... O enerji ya bereketli topraklar oluşturur ya da önüne çıkan her şeyi yakıp kül eden bir felakete dönüşür. Bu yüzden mesele hissin varlığı değil, yönüdür. Çünkü Allah, insanı duygusuz bir taş olarak yaratmadı. Onu seven, özleyen, arzulayan, heyecanlanan ve bağlanan bir varlık olarak yarattı. Fakat aynı zamanda ona akıl verdi, vicdan verdi, irade verdi. Böylece insan yalnızca hislerinin peşinden sürüklenen bir mahlûk değil; hislerine yön verebilen bir halife olabilsin. Şehvetin sırrı da burada gizlidir. İnsanın içindeki her büyük kuvvet gibi o da bir imtihandır. Bir nehir düşün... Kaynağından coşkuyla çıkan sular kontrol altına alınmazsa taşkın olur, önüne çıkan köyleri yutar. Fakat aynı nehir doğru yatağa yönlendirilirse şehirleri besler, tarlaları yeşertir, hayat taşır. Şehvet de böyledir. Kontrolsüz kaldığında insanın gözünü hakikate kapatır. Kalbi dünyaya bağlar. Ruhun semaya açılan pencerelerini perdelemeye başlar. İnsan artık güzelliği
1000Kitap
Seccadedeki Yanılgı"
İnsan bazen dilinde zikir, alnında secde varken her şeyin yolunda olduğunu zanneder. İçine çöken o ani kasveti, işlerinin ansızın sarpa sarmasını veya sevindiği şeylerin bir anda hüzne dönmesini hep dünyalık sebeplere bağlar. Oysa bilmez ki, gök kubbeyi delen bazı feryatlar vardır; ne yapsan önünde duramazsın. Büyük âlim İmam-ı Gazali bu gafleti şöyle tokatlar: "Nice ibadet edenler vardır ki, kıldıkları namazlar ve yaptıkları zikirler, kırdıkları gönüllerin ahı yüzünden göğe yükselmeden yüzlerine çarpılır." Sen kendi huzurunu ararken, arkanda nasıl bir enkaz bıraktığına hiç baktın mı?
Reklam
Senin gibi düşünenler hiç yalnız kalmaz. Dünya döner, geceler biter, yaralar kabuk bağlar. Önemli olan o kabuk bağlarken içindeki isyanı ve umudu kaybetmemek.
Kurumuş toprak zamansız yağmura ümit bağlar
Duygu ve Düşünce
“Yara almamış bir talih hiçbir darbeye karşı koyamaz. Ama yaşadığı sıkıntılarla sürekli savaşım halinde olan kişinin derisi aldığı yaralarla kabuk bağlar, hiçbir kötülüğe yenilmez; düşse bile, dizlerinin üstünde dövüşür.”
...İhanetin İntikamı... İhanetin intikamı, Esir ettiğinin gönlüne mahkûm olmaktır... Ah aşk, sen nelere kadirsin... Ey adam!.. Duy beni, Hisset sana uzanan sessiz çığlıklarımı... Sana söyleyemediklerimi, İçimde büyüttüğüm yaralarımı dinle... Bir gün sen de yaşayacaksın Yaptığın ihaneti. Bir gün sen de uykularından, Adını koyamadığın bir özlemle uyanacaksın... İşte o zaman anlayacaksın Bir kalbi kırmanın ne demek olduğunu. Giderken ardında bıraktığın enkazı, Suskunluğuma sığdırdığım gözyaşlarını... Ben seni affetsem bile Hatıralar affetmeyecek. Çünkü bazı yaralar kabuk bağlar, Ama izi ömür boyu kalır... Şimdi kal hak ettiğin yerde. Ben acımı da, sabrımı da alıp gidiyorum.
Reklam
Reklam