Bir gün Küllük'te* büyük bir tarihçimizin insanları "Esafil-i şark, Nizam-ı alem, Şiş" * diye üçe ayırdığını işitince bu tasnifi genişletmişlerdi. Yamyamlar, herhangi bir ideolojide, sağ veya sol, mutaassıp olanlardı. Katiller, birtakım meseleleri olan ve her gördüklerine onlardan bahsedenlerdi. Telaşlı katiller, bu meseleleri fazla enfüsileştiren, isyan hissiyle dolu olanlardı. Müntehirler ise bunları iki taraflı azap hâline sokanlardı.
...hayat insanın her yaşta zehirleyebilirdi. Vapura gelirken peşleri sıra konuşan iki fakir çocuğun geçim sıkıntısından bahsedişini duymuştu. O yaşta konuşulacak şeyler miydi?
- Adamın parası yok... Olsa iş değişir. Elinden gelse canını verecek. Baktım sonu çıkmıyor, ben okumak istemiyorum, diye tuturdum. Zaten hocalar işin farkında değiller, "Bundan adam olmaz!" diye söylenip duruyorlardı. Girdik çıraklığa. Haftada yüz elli kuruş, bozdur bozdur harca... Ne ise kitap, vapur parasından kurtuldum. Öğle yemeklerim de oradan çıkıyor. Fakat yağ kokusuna tahammül edemiyorum. Midem hep ağzımda. Annemin hamilelik hâline benzedim...
- Başka iş yok muydu?
- Vardı ama hesabıma gelmezdi. Sanat olduğu için başta para vermiyorlar. Bakma, aşçı dükkânında bahşiş falan gene on lirayı buluyoruz. Babam iyi olsun kunduracılığa gireceğim... Ama iyi olacak mı?
(Mümtaz) Başını çevirip bakmıştı. On iki on üç yaşlarında, zayıf, üzüm gözlü bir delikanlıydı. Elinde taze kesilmiş bir çubuğa dayana dayana yürüyordu. Hâlinde üzüntü, alay, yaratılıştan gelme zarafet birbirine karışıyordu.