'İnsanlık' dediğimiz soyut ama karşılığı somut olan düzlem tüm dünyayı aynı çatı altında birleştirir. Bir zamanlar yaşamış olan, şu anda yaşayan ve daha sonra yaşayacak olan tüm insanları içine alır dünya dediğimiz şey ve burada olan bitenler bütün insanların hikayesidir.
Yazılan çizilen şeyler güç üzerine ve güçlülerin hayatını okunur kılsa da 'önemsiz' çoğunluğun katkıları da mühimdir. Bu hikayede yani insanlığın tarihinde günümüze yaklaştıkça çoğunluk giderek azalır ve azaldıkça bireyin dünyasına dönüşür yaşananlar. Modern hayat bu demektir: İki farklı dünyada yaşamak.
Kamusal dünyadan benlik takıntılı bir özel dünyaya çekilirken, yine de topluluğa yenilir, kendi minik zaferlerinin peşinde koşarsın.
Yorulursun, dinlenirsin ve yaşamaya devam edersin. Onları affedersin, mecbursun.
Ağır bir yükü taşımaya çalışmak gibidir yaşamak...
Altında ezilsen de susarsın. Taktikler geliştirirsin, değişirsin, verirsin, alırsın, kendinle kavga ede ede o yükü taşırsın yine de.
Görevinin bu olduğu öğretilir, bırakıp hiçbir yere gidemezsin.
Bu ihtiyar yuvarlağın köşeleri yoktur.
Saklanamazsın...
Dörtte üçü sularla kaplıdır.
Çırpındıkça batarsın...
Zengin bir kaynakça ile yazılmış bu kitap. Yazar, 'sıradan' insanların hayatlarını 528 sayfada birleştirmiş. Bireyler üzerinden insanlığa bir kuşbakışı. Enteresan ve keyifli aynı zamanda köşeli; çünkü sıradan insanlar kimsenin umrunda değildirler. Adı bilinmeyen tekiller, toplumun sadece yaşayan fertleri ve diğerleriyle kurduğu ilişki.
Mülkiyetin bütün ilişkileri düzenlediği bir çağa denk düşen hayatlar üzerinde toplanan satırlardan üzerinize alınmanız gereken cümleler toplamı.
Bir kitapta nelerin altını çiziyorsanız, siz
o'sunuz. Yenilgilerimizin mi peşine düşüyoruz yoksa zaferlerimizin mi?
Bu kitap şu cümleyle başlıyor: "Hayatım bir