Yirmi iki ay, hiçbir yenilik getirmeksizin geçip gitmişti, o ise yaşamın kendisine karşı özel bir hoşgörüsü olmalıymışçasına bekleyişini kararlı bir biçimde sürdürmüştü.
Birisi ona "Yaşadığın sürece bu hep böyle olacak, sonuna kadar hep aynı şey" demiş olsaydı o da kendine gelirdi. "Olamaz" derdi, "Muhakkak farklı bir şeyler olagelmeli, öyle bir şey ki insan, artık sonuna gelmiş olsam bile beklemeye değmiş diyebilmeli."
Çocukken insana sonsuz gibi görünen bir yolda, yılların yavaş yavaş ve hafifçe geçtiği böylece hiç kimsenin akıp gittiklerinin ayırdına varamadığı bir yolda hep ilk gençliğinin kaygısızlığı ile ilerlemişti. Ama bir noktada insan geri döner ve arkasındaki bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız, zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlarız.