Ortaçağ'dan Yeniçağ'a geçişte değişen zehirleme yöntemleri üzerine yazdığı makaleyi okumuştu. Tatula, bıldırcın otu, banotu, ardıç, adamotu! Pek takdire şayan bir maharetle kullanılan zehirli otlardan bazıları işte bunlardı. Doğrudan içirmeye de gerek yoktu. Zehirli mektuplar, kitaplar, para, çatal, bıçak, eldiven ve yüzükle mortu çekebiliyordunuz. O anda yere yıkan zehirden, iki gün ölümcül karın ağrılarıyla boğuşturan zehre dek her şey vardı zehirperestlerin ceplerinde.
Nosta'nın ruhu tablodan içeri akıvermiş gibiydi. Enfes İstanbul tablolarından birinin önüne park etmişti. Pastel tonları en canlı renklerle mahirane bir şekilde kavuşturup gümüş yaldızlı konturlarla birbirinden ayıran zevk sahibi bir ressamın elinden çıkmış bir şaheserdi bu. Eflatunlar, erguvanlar, mürdüm eriklerinden bir gökyüzü yaldızlı konturla katmanlara ayrılmış, Parliament mavisinden su mavisine uzanan bir renk zenginliği içinde yüzen dalgalar yine aynı gümüş parıltı ile ona bakan şanslı gözlerin içine sokulurcasına öne çıkarılmışlardı. Kilise kubbeleri, sinagoglar, camiler, rengarenk yelkenliler, cinsi seçilemeyen fantastik ağaçlar uzanıyordu boydan boya. Büyülü bir freske bakar gibi inceliyordu tabloyu.
Düşen İstanbul'u saçlarından yakalamak gibiydi. Bambaşka birilerinin kentine dönüşmüştü ölümüne âşık olduğu rüya kent. Gözünün önünde bir cinayet işlenmesi gibiydi bu. Gözünün önünde birisi silah çıkarıp vuruyordu onu.
Kadıköy'de buluşmayı Nosta İstemişti. Ne zaman sevdiği biriyle buluşsa bu sakin yakanın iyot kokusu ihtiva eden huzur dolu sokaklarını seçerdi. Vapur iskelesinden çıkıp kitapçıların, retro kıyafetler satan dükkânların, kahve kokusunun sokağa taştığı o minik renkli kafelerin, dükkanın önündeki sandıklarda güneşin arsızca yalayarak rengini soldurduğu kitaplarla dolu sahafların, plakçıların, çörek ve poğaça kokularıyla geçenlerin nefisleriyle oynayan emektar pastanelerin, günün ikinci yarısında yavaş yavaş kepenklerini kaldıran barların, bambaşka bir devirden ışınlanıp buraya gelmişe benzeyen vitrinleriyle eski butiklerin arasından geçip Moda'ya doğru yürümek onun için paha biçilmez bir şehir aktivitesiydi. Mutluluk bu kadar basitti aslında.