bahtyar

bahtyar
@ballilikor
beni takip etme, ben de kayboldum.
Uzundur tüneller. Tünelsizler daha uzun. Hiçbir tünel tünelsizin sonuna varamaz.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Adsız Köşk, Küçük Prens, Beyaz Geceler, Güliver'in Yolculukları, Alis Harikalar Ülkesinde gibi başyapıtlar, özellikle gençler için yazılmamışlardı. Yaşamlan süresince günleriyle gündeş olabilenlere sesleniyorlardı yalnızca, bugün de çağdaş insana sesleniyorlar.
Gençler hakkında karar verme hakkını çoğu kere yaşlıların kullandığı bir dünyada yaşıyoruz. Ama gençler de bu tür bir eğitimden geçtiklerinden, hakkı büyüklere bırakmaya, en azından hak elde etmek için savaşmamaya razı görünüyorlar genellikle.
...Dostoyevski, Balzac, Tolstoy ya da Dickens da tuğla gibi romanlar yazarlardı. Ama onlar; okurun görsel deneyimlerinin birikmesiyle oluşan "ortak ipuçları deposu"na göndermeler yapamazlardı ki o dönemde. Bir roman kişisini, bir sokağı, bir doğa görünümünü uzun uzadıya anlatmaları, bu görsellik açığını kapatma telaşından doğuyordu belki de. Günümüzdeki okursa, güncel sinema ve fotoğraf sanatlarının yanısıra bu roman kalıtıyla da beslenmiş olmalı. Öyle varsaymak zorundayız.
Derken bir işaret daha karışıyor işin içine: tırnağın yanısıra bir de ünlem. "Çok 'muteber' (!) bir kişidir o" ya da "ünlü ses sanatçısı(!)" örneklerinde gördüğümüz gibi. Yani yazar, okurun kendisiyle bir olup sözkonusu kişilerle alay etmesini istiyor ama okurun zekâsına fazla güvenemediğinden olacak, düşüncelerinin altını çizmeden edemiyor.