Yol ne kadar virajlı olursa olsun VAZGEÇME...
Hayat her zaman karşımıza dümdüz yollar çıkarmıyor. Benim yolum da fazlasıyla engebeli, virajlı ve sabır sınayıcıydı. En büyük hayalim, o minik kalplere dokunabilmek, çocukların dünyasında iz bırakabilmek, yani Okul Öncesi Öğretmeni olabilmekti. İlk yılımda elimden gelen her şeyi yaptım. Sınav bittiğinde sonuç beklediğim gibi gelmedi. İlk büyük hayal kırıklığımı o zaman yaşadım ama pes etmedim. 'Bir yılımı daha feda ederim ama hayalimden vazgeçmem' diyerek mezuna kaldım. İkinci yılımda, o masanın başında geçirdiğim ayların mükafatı olarak istediğim puanı aldım. Tam 'Her şey bitti, nihayet başarıyorum' derken, hayatın getirdiği bazı mecburiyetler, elimde olmayan sebepler ve engeller yüzünden kendimi hiç ait hissetmediğim, hayallerimle uzaktan yakından alakası olmayan bambaşka bir üniversitede bambaşka bir bölümde buldum. O bölümde geçirdiğim yarım dönem, hayatımın en büyük iç hesaplaşmasıydı. Her sabah o istemediğim amfilere yürürken içimden bir ses hep aynı şeyi fısıldıyordu: 'Senin yerin burası değil. Sen çocukların kahramanı olacaksın, o sınıflarda olmalısın.' Düzenimi kurmuşken, bir üniversiteye yerleşmişken her şeyi arkamda bırakıp sıfırdan başlamak deli cesaretiydi belki de. Etrafımdaki insanların şaşkın bakışlarına, 'Zaten bir bölüm kazanmışsın, ne gerek var maceraya?' diyen seslerine kulak tıkamak zorundaydım. Yarım dönemin sonunda bir karar vermem gerekiyordu. Ya bana sunulan bu hazır ama mutsuz hayatı kabul edip sineye çekecektim ya da kurulu düzenimi, her şeyimi arkamda bırakıp bilinmeze doğru bir kez daha savaşacaktım. İçimdeki o sese güvendim, kurulu düzenimi bıraktım ve yeniden o ağır YKS kitaplarının karşısına oturdum. Kolay mıydı? Asla kolay değildi. Herkes çoktan yolunu çizmişken, akranlarım üniversite hayatının tadını çıkarırken benim yeniden aynı
REALİTEYLE KARŞI KARŞIYA KALMAK...
(...) Tecrübe ispat ediyor ki, aynı sebepler dâima aynı neticeleri vücuda getirse de, aynı neticeler dâima aynı sebeplerden ileri gelmezler. […] Tabiî vak'alar için de aynı şeyi söyleyemez miyiz? Bu olayların bazıları kurduğumuz varsayım ile pekâlâ izah olunuyor. Fakat bu olaylar, düşünmediğimiz, hatta belki de tasavvur edecek durumda olmadığımız bambaşka bir varsayım ile de aynı suretle mükemmel sûrette izâh olunamazlar mı? Fontenelle bizi operaya götürüyor: Bir şahıs çatılara doğru uçmaktadır. Bir makinenin bu parlak neticeyi temin ettiğini pekâlâ biliyoruz. Fakat hangi makine? Bu makinenin muayyen bir tarzda yapılmış olduğunu farz ediyoruz ve gerçekten böyle yapılmış olsaydı, netice gördüğümüz gibi olurdu. Öyleyse doğru tahmin etmiş olmamız mümkündür. Yalnız aldanmış da olabiliriz. Gerçekten, opera oyuncularından birine uçan bir kuş manzarası vermek için tek bir tarz yoktur. O hâlde en iyi tarzı tahmin ettik mi? Bunu bilmek için sahne gerisine geçmek lâzım. Tabiî, mesele fizik ve kimyada da aynıdır. Bu ilimlerde farz edişlerimiz görünüşlere gayet iyi uysalar bile, realiteden belki yine farklı kalırlar. Ne yazık ki burada emin olmak için tabiatın kulislerine geçecek hiçbir vasıtamız yoktur. Bu düşünce ise çok can sıkıcıdır. Gerçekten fikirlerimizin, göstermek istedikleri şeylere tamamıyla benzememeleri kuvvetle muhtemeldir. Olayların görünüşleri arkasında tahmin ettiğimiz o dünya hakkındaki fikri sırf beşerî bilgilerin yardımı ile zihnimizde inşâ ediyoruz. Bunu yapmak için de, algıladığımız gibi olan uzaydan, saatlerimizle ölçtüğümüz gibi olan zamandan, gözlerimizin görebildiği hareketlerden, duyularımızın hissettiği mukavemetlerden, göre göre alıştığımız renklerden faydalanıyoruz. **Bütün bunlardan kurtulmaya çalışıyoruz. Fakat bunda gerçekten
İnsanlık ve Bilim
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Uyuyorsun.. Kıpırdamadan,nefes alışlarını hissediyorum gözlerimi kapatınca. Saçlarının kokusu geliyor sanki. Tenime değen teninin sıcaklığı, her nefes alışında daha da yakınlaşıyorsun bedenime. Bencil ya sana olan sevgim hep nefes al istiyorum verme ki bi milim bile uzaklaşma benden diye. Sen uyurken o kısacık boynuma sokulduğun dakikalarda kaldım ben. Saatler günler demiyorum diyemiyorum diyebildiğim şey, özledim şey o koynumdaki dakikaların. Nefesini nefesime kattığım anlarda senden başka bi dünya yoktu yaşamak için. Ve ben hep orda kalmak istedim, Hiç bitmesin diye sen uyurken seni izleye izleye dua ettim en olmazlar için. Hem tüm saatler kollarının arasında geçsin istedim hem de uykusuz kalıp gözlerine doyasıya bakmak istedim. Zaman kısıtlıydı, Gezmek istediğim sokakları sırf birgün birlikte el ele gezme ihtimalimiz yok olmasın diye tek başıma adımladım. Bi gün sandıkları kişi olma umudunu içimde diri tutmak için söylediğin her şeye hayır dedim. Bi gün olurda sorduklarında evet diyerek usulca başını sallayıp hayat dolu bakışlarınla bak istediğim için eğdim başımı. Sanmalarının mutluluğunu gizleyemedim kabul, Birgün geldiğinde sanmaktan öte olduğunda hissedeceğim huzuru tahmin etmek zor olmadı. İlk baş başa yemeğimiz mi oldu bu şimdi dediğimde başını eğip kısılan gözlerinle evet derken aldığın keyfi iliklerime kadar hissederken içimden geçen son olmaması için herşeye razıyım derken, sana baktıkça doymuştu karnım. İnsan nerde mutluysa evi orasıdır diyorlar ya hani işte tam da böyledi iki gün. Senin olduğun her yer benim evim oluyor işte. Odada gelişini beklerken sabırsızlandım biraz. Gecikir misin bırakırlar mı diye düşündüm önce sonra dur bakalım şimdiden başlama oturabilir tabiki arkadaşlarıyla bu ne kıskançlık dedim.. Sonra fark ettim ki onlar değildi
Şiirler 1-2-3
Sen seçtin yazıldı yazgın Anlarsın balık da kızgın Halık da üzgün Yoktur hata Söner mi söndü demekle O nur-ı na mütenahi Nefesle kabil-i itfa mıdır çerağ-ı ilahi Harabat ehlini hor görme zakir Defineye malik viraneler var Doldurmak için önce boşaltmak lazım. İstenilenden fazlasını verme taşmasın Verme çatlatırsın Bırak hakeden alsın Uça gide can dahi, kuru kala ten dahi, Yunus Emre'm sen dahi, tövbeye gel, tövbeye "İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür... İmansız olan paslı yürek sînede yüktür!" Geçip âhir bu kesret âleminden Hüdâyî halvet-i sultân’a geldik Nemiz ola Hudâyâ sana lâyık Hemân bir lutf ile ihsâna geldik ((Aziz Mahmud Hüdayi)) Hak tecelli eyleyince her işi asan eder
Bambaşka sebepler
Bazı kitaplar sadece okunmaz, insanın içine işlenir... Bazı kalpler sevmez, tutuklu kalır... Bazen gözler görmez, yürekler görür... Bazen sadece yaşamak için değil ölmek için varız...
Fazla düşünmek bambaşka bir seviye olmaya başladı. Aşırı derin düşünceler insanın içine yavaş yavaş yayılan bir hastalık haline geliyor artık ve sonunda ne olacağı belli olmayan sebepler yüzünden. Pozitiflik, pozitif düşünmek tebessüm etmek, kendini iyi hissetmek kavramları hayatımıza daha çok girmeli... Umuyorum ki kimseden tebessüm ve hayat neşesi eksik olmaz 💓🍃 'Düğam'