Sebepler ve onların sonuçları belli ki bambaşka katlarda yazılıyor.
Merhaba Bugün size okurken zihnimi sürekli diri tutan, sayfalar ilerledikçe merak duygusunu katlayan bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Süper Çocuk Yazarın kalemine özellikle değinmek istiyorum çünkü gerçekten övgüyü hak ediyor. Anlatımı akıcı, sade ama aynı zamanda vurucu. Olayları gereksiz detaylara boğmadan, tam yerinde ve etkili bir şekilde veriyor. Kurgu ise oldukça dikkatli kurulmuş; hikâye tek parça hâlinde değil, aksine katman katman açılıyor. Her yeni bilgi, önceki olaylara farklı bir gözle bakmanı sağlıyor. Bu da okurken sürekli bir “bağlantı kurma” hâli oluşturuyor. Karakter tarafında ise Jason öne çıkıyor. Onu sadece yaşadıklarıyla değil, içsel kırılmalarıyla da tanıyoruz. Bu da karakteri yüzeysel olmaktan çıkarıp daha gerçek ve etkileyici bir noktaya taşıyor. Kitap, 1983 yılında kaybolan dört itfaiyecinin yıllar sonra ortaya çıkmasıyla başlayan gizemli bir olayla açılıyor. Ortaya çıktıklarında akıl sağlıklarını yitirmiş hâlde olmaları ve yaşadıklarına dair anlattıkları, hikâyenin daha en başında bir soru işareti bırakıyor. Bu olay, kitabın genel atmosferini belirleyen en önemli kırılma noktalarından biri. Asıl hikâye ise bir gazetecinin hapishanede Jason ile yaptığı görüşmeler üzerinden ilerliyor. Jason’ın çocukluk yıllarında ailesini kaybetmesi, yetimhanede büyümesi, tüm zorluklara rağmen okuyup psikolog olması… Hayatını bir düzene oturtmaya çalışırken yaşadığı büyük kayıplar ve sonrasında gelişen olaylar, onu bambaşka bir yola sürüklüyor. Geçmiş ile bugün arasında kurulan bu bağ, hikâyeyi hem daha derin hem de daha etkileyici hâle getiriyor. Kitap boyunca sadece “ne olacak?” diye değil, “neden böyle oldu?” diye de düşünüyorsun. Olayların ardındaki sebepler, karakterin yaşadıklarıyla birleşince ortaya daha anlamlı bir tablo çıkıyor. Özellikle geçmişte
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yıllarca görüşmediğim eski yakınlarımla tekrar görüşmekten pek hoşlanmam. O görüşmediğimiz yılların görünen ya da görünmeyen mutlaka geçerli bir sebebi vardır, yıllar sonra karşılaştığında o sebepler geçerliliğini yitirse de artık bambaşka birisindir, değişmiş, yoğrulmuş, küçülmüş, belki de kocaman olmuşsundur ama bu süreçlerin hiçbirinde o kişi yanında olmamıştır. Birini en baştan tanımak gibi de olmaz çünkü zaten bu kişinin birazını biliyorsundur, devam etmek istesen edemezsin çünkü araya giren onca şey dikkatini o kadar dağıtmıştır ki onu hatırladığını da unutmuşsundur. Sadece hissedersin. Bir zamanlar onu tanıdığını bilirsin. Nitekim o da artık bambaşka biridir.
Sayfa 59
Bir Yazar Bir Kitap
İçerdekiler içerlerde Dışardakiler dışarlarda kalmışlar Ece Ayhan, “Anahtarlar” * Ama Eyüp sarhoş olana kadar içmezdi ki. Gecenin bir yarısı kör kandil kapıda belirmezdi. 8 * Üstelik teselli duymak değil, neler olup bittiğini anlamak istiyordu. Ve kendi kendine tekrar ediyordu: Ölmemişti Eyüp. Elim bir trafik kazası filan da geçirmemişti. Sadece gitmişti. Alıp başını, öylece, sessiz sedasız, tek kelime etmeden... Peki ama neden? 9 Acaba bir şeyler, mesela çocuk meselesi onu kendisinden uzaklaştırmış olabilir miydi? Hani çatıyı dövüp yıllar içinde aşındıran yağmur damlaları gibi, usul usul, farkına dahi varmadan... Belki sıkılmış, bunalmış, serbest olmak, yeni sorumluluklar üstlenmesine neden olacak gelecek hayallerinden azat edilmek istemişti. Bunu yüzüne söyleyecek cesareti bulamayıp öylece çekip gitmişti... 11 * Aşkın süresi, âşığın acıktığını anlamaya başlaması kadardı. İki kişilik gezegenden dünyaya inme süresi kadar... 12 * Neticede her ailede bir kaçak olabileceğini kendi Ander Amcasından biliyordu. Ve her kaçağın bir gün çıkıp gelebileceğini de. 13 * Birini arayıp beklemek, onun varlığından başka her şeye kapatıyordu insanı. Beklenenin sesinden başkasına sağır, arananın suretinden ötesine kör ediyordu. Beklenen bekleyene ne denli yakın olursa olsun, zamanla üçüncü tekil şahsa, uzaklaştıkça daha beter saplanılan bir bataklığa dönüşüyordu. Derken, varsa yoksa o oluyordu. Varsa o, yoksa hiç kimse! 16 * Derdi anlatmak, bazen çekmekten bile meşakkatliydi. 18 * “Uyandırdım mı?” Duvardaki saate baktı isteksizce, dokuza geliyordu. Yatarken kurduğu alarm da birazdan çalardı. “Yok, yok kalkmıştım zaten.” Nedense uykusu telefonla bölündüğünde, arayan kişiye “evet uyandırdın” diyemezdi. Uyumak ayıp bir şeydi sanki ya da bir telefonla uyanmak, uyandırmaktan daha feciydi.
HEP KİTAP
Yıllarca görüşmediğim eski yakınlarımla tekrar görüşmekten pek hoşlanmam. O görüşmediğimiz yılların görünen ya da görünmeyen mutlaka geçerli bir sebebi vardır, yıllar sonra karşılaştığında o sebepler geçerliliğini yitirse de artık bambaşka birisindir, değişmiş, yoğrulmuş, küçülmüş, belki de kocaman olmuşsundur ama bu süreçlerin hiçbirinde o kişi yanında olmamıştır.
Yıllarca görüşmediğim eski yakınlarımla tekrar görüşmekten pek hoşlanmam. O görüşmediğimiz yılların görünen ya da görünmeyen mutlaka geçerli bir sebebi vardır, yıllar sonra karşılaştığında o sebepler geçerliliğini yitirse de artık bambaşka birisindir, değişmiş, yoğrulmuş, küçülmüş, belki de kocaman olmuşsundur ama bu süreçlerin hiçbirinde o kişi yanında olmamıştır. Birini en baştan tanımak gibi de olmaz çünkü bu kişinin birazını biliyorsunuzdur, devam etmek istesen edemezsin çünkü araya giren onca şey dikkatini o kadar dağırmıştır ki onu hatırladığını da unutmuşsundur. Sadece hissedersin. Bir zamanlar onu tanıdığını bilirsin. Nitekim o da artık bambaşka biridir.