Bu da benden Zeze' ye....
Kitabın adı " Güneşi Uyandıralım " ama
" Büyükler güneşi uyandırmayı bilmez." demişti Zeze kitabın sonunda. Haklı da aslında; biz büyükler çocukların güneşini çaldık, karanlıklara çağ açıp onları fenersiz bıraktık. Şimdi güneş nasıl uyandırılır nerden bilelim?...
Şeker Portakalı kitabının devamı olan kitabımız Zeze ' nin son çocukluk ve ilk ergenlik maceralarını yine Zeze' nin o kendine has hüznüyle, yüreğinize dokunarak anlatıyor. Zeze yine yaramaz ve yine hayalperest... Hayatın kazdığı karanlık çukurlardan hayalleriyle çıkmaya çalışırken gerçeklerin acımasız soğuğunda üşüyen bir çocuk. Gerçek hayatta bulamadığı sevgiyi, yine bu kitapta da hayali arkadaşlarında- Cururu kurbağası ve bir şarkıcı olan Maurice- arıyor. Özellikle hayallerinde baba karakteri yerine koyduğu Maurice ile ilgili olan bölümler bir babanın insan hayatına neler katacağı yada hayatından neleri çalacağının kanıtı gibi. Bir çocuğun başını okşayıp, yanağına sıcak bir öpücük kondurup iyi geceler dileyen bir babası varsa dünya hazineleri onun önünde demektir.
Aslında kitap hakkında uzun uzun anlatacaklarım yok; çocuk olan, çocuk kalan tüm yürekler severek okuyacak, kendilerine dersler çıkarıp yavrularına en güzel miras olarak sevgi bırakacaklarına bir kez daha iknâ olacaklardır.
Benim asıl yazacaklarım, asıl cümlelerim Zeze' ye ve yeryüzündeki tüm Zezelere....
Ah benim küçük Zezem hani birgün " Çok mutsuz bir çocuğum ben" demiştin ya; Şimdi sana bir sır vereyim Zeze artık büyükler de çok mutsuz. Mutluluğa giden yollarımızı kaybettik galiba. Uyandıramadık içimizde karanlıkta boğulan umut güneşini, veremedik can suyunu, yeşertemedik yeniden... Azıcık gözünü açacak olsa "kapat" diyerek karanlığımıza itti bilmediğimiz kanlı eller.
Şimdi gel desem sana, kırılan