Kamburlarını çıkararak zıplayan yunus sürüsünü gösterip, “Acaba bunların dişisi erkeği koca deryada nasıl birbirini bulur, nasıl eş olur?” deyiverdi. “Onlarda da sevdalanma var mıdır?”
O sırada bir iki mikrofon denemesinden sonra köye dalga dalga yayılan akşam ezanı duyuldu. Sustular. Namaz kılmıyorlardı ama dinle ilgili her şey gibi ezana da saygı göstermek köyün yazısız kurallarından biriydi.
Demiş miydim evvelden, sevgi bir kuştur gelir az ötede konar, gidip tutayım dersin, hop birde bakmışsın uçmuş dama konmuş, sen peşine düştükçe o kaçar durur.
Böylece her gece mezarlıkta inleyen asker efsanesi de açıklanmış oldu. Belli ki Yunan ordusu oradan cenazeleri alırken bir askerciği görmemiş, unutmuştu, o zavallı da arkadaşlarım gitti, ben kaldım bu İslam toprağında diye her gece ağlıyordu. Bir dua okuyanı bile yoktu zavallının. İmanı sağlam olanlar, bundan sonra rüzgârlı gecelerde kulaklarına gelen iniltiyi duyduklarında, o ölü askerin ruhuna da dua etmeyi düşündü.