Zaman her şeyi muhafaza eder ama hepsi rengini kaybeder; metal plakalara sabitlenen çok eski fotoğraflar gibi. Işık, zaman, plakaların üzerindeki yüzlerin keskin ve karakteristik nüanslarını siler. İnsanın her hatırası da zamanla işte böyle solar fakat günün 1.01 yerlerden ışık gelir ve bir yuzugu yeniden tanırız.

Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bafa Gölü’nde Ay Tanrıçası’na aşık olma cesaretini gösteren çoban, Olympos’takilerin gazabına uğramış, ona en büyük ceza verilmişti: Kaderini bilmek. Meğer gelecek denilen o bulanık, o belirsiz perdenin bilinmeden kalması en büyük nimetmiş.
Şu karşıki tümseğin üstünde yusyuvarlak bir ağaç var. Tek ağaç! Ovanın monoton düzlüğünden kainatı seyreden bir ağaç. Bu, mutlak bir alıçtır. Yalnız bu havada değil, bütün Anadolu’da bu tek ağaçlara dikkat ediniz; onlarda yalnız, kendi başına, kendi halinde yaşayan insanı görür gibi olursunuz. Tek ağaçlara yaklaşırsanız, çapraşık kuru dallarına bağlanmış sarılı, beyazlı, allı morlu, her renkten solgun paçavralar görürsünüz. Bunlar setrelerin, cepkenlerin yenlerinden koparılmış, o kuru dallara bağlanmış arzuların adaklarıdır. Belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olan güzel arzuların adakları…
Büyükannem böyle ağlamam karşısında, kim ağlarsa ağlasın hep yaptığı gibi, tek bir cümle dışında bir şey söylemedi - tekrar gelebilirsin, dedi sadece.
Tekrar gelebilirsin, dedi, bir teselliydi bu, o zaman kavrayamamıştım. Ama bugün, elli iki yaşımdayken, anlıyorum o dediğini.
Bazı şeylerin insana ulaşması ne kadar uzun sürüyor.