Sonra narin duygu ve tepki tonlarının iletişimin sonucu olduğunu ve iletişim olmadığında kaybolmaya yüz tuttuğunu fark ettim. Söyleyecek şeyi olmayan bir adamın kelimeleri de olmuyor. Tersi de doğru olabilir mi? Sözü söyleyecek kimsesi olmayan bir adamın kelimeleri de olmuyor çünkü kelimelere ihtiyacı olmuyor.
Değişimin nasıl bir yol izleyeceği belli değil. Yüz ya da elli yıl sonra insan yaşamının ve düşüncesinin ne halde olacağını tahayyül edemeyiz, en azından ben edemiyorum. Belki de en büyük basiretim bunu bilmediğimi bilmektir. Her şeyi olduğu gibi korumak için bütün enerjisini harcayanların hali içler acısı çünkü sadece kayıplara üzülüyor, kazançlardan hiç haz duymuyordur.
Kuzey Afrika’da, elini neredeyse hiç suya sokmayan, yaşlı bir Arap’la tanışmıştım. Kullanıla kullanıla rengi matlaşmış bir bardakla bana nane çayı ikram etmişti ama öyle bir dostlukla yapmıştı ki bunu, çayın tadı harika gelmişti. Hiçbir koruma olmadığı halde dişlerim de dökülmedi, derim de iltihaplanmadı. Korumayla meyusluğun ilişkisini tanımlayan yeni bir kanun formüle etmeye başladım. Gamlı bir ruh, insanı bir mikroptan çok daha hızlı öldürür.
Garson kız bile muşamba önlük takmıştı. Mutlu görünmüyordu ama mutsuz da görünmüyordu. Hiçbir şey gibi görünmüyordu. Ama kimse hiçbir şey değildir. Sırf derisinin içeri göçmesini engellemek için bile olsa içinde bir şey vardır. Bu boş gözlerin, kayıtsız ellerin, plastik allıkla bir çörek gibi pudralanmış olan yanakların bile bir anısı ya da bir hayali vardır.