“Otuz yaşında gördüğün bir adamı,” dedim, “Altmışında tanırsın ama on beş yaşındaki halimi bildiğim birini yirmisinde çıkaramazsın. Zaman bile bir süre sonra vazgeçiyor, fazla uğraşmıyor insanı değiştirmeye.”
Ne tuhaf şu düşünce denen şey. Gözle görülmez, elle tutulmaz, lakin kitap okuyan bir insan, bir hamal kadar yorulur sırasında. Sanki cümleler bir çuval taşa dönüşür, gözler onları sırtlayıp kitaptan beyne taşır.