Mustafa Kemal'i birden karşılarında görünce, sanki hürriyeti bulmuş esirler, yahut birden sıhhatlerine kavuşmuş hastalar, birden gençliklerini duyan tükenmişler gibi coşarlar. Öyle ki, onların gözyaşları, etraflarındakileri de coşturur, etraflarındakileri de ağlatır. O gün Sıvas'ın havasını birden ümit, şenlik ve halkın kendini buluşunun rüzgârları sarar. Bu halk sanki o gün orada, yeniden egemenliğe kavuşmuş gibi olur. İstanbul, ilk defa o gün, Sıvas'a yenilmiştir. İstanbul'un Dahiliye Nâzırının emri ilk defa o gün, orada yırtılır.
‘’Biz bir yayız ki çocuklarımız, attığımız oklardır.’’
Ok yaydan kurtulunca artık bizim değildir. Bizden durmadan uzaklaşır. Kendi âleminde, kendi ufuklarına doğru uçar, gider.
(…) kendi bâkir ve aslî varlığını inkâr eden bir edebiyat, yabancı harslar tarafından istila edilmeğe mahkûmdur ve millî istiklalimiz için bundan büyük tehlike düşünülemez.