Kitaptan alıntılar
- Sahabe o amelle Allah’a yakın olabilme gayesiyle, amellerin daha öncelikli olanını öğrenmeye çok istekliydi. Bu sebeple onlar hangi amelin daha faziletli olduğu ve hangisinin Allah’a daha daha sevimli geldiği konusunda Hz. Peygamber’e çok soru sordular. - “Nerede israf varsa orada mutlaka zayi edilen bir hakkın olduğunu gördüm!” - Dinde aşırı giden kimselerin samimi olmakla birlikte çoğu kere amellerin tercihe şayan olanın bırakıp tercih edilmeyenleri ile meşgul olduklarını daha faziletli olandan habersiz olup, faziletçe az olana daldıklarını görmekteyiz. - Kendi içlerinde samimi olan bazı Müslümanların, camilerle dolu şehirlerde cami yapmak için yardımda bulunduklarının gördüm. Bu kişiler bazen yarım milyon, bir milyon veya daha fazla dolar veya cüneyh ödeme yükümlülüğü altına girmektedirler. Ancak bu meblağın bir mislini, yarısını hatta çeyreğini İslam daveti için, küfür ve imansızlığa karşı koymak için, dinin yerleşmesi ve hakim olması için veya yapacak adam bulunup da mali kaynağın bulunamadığı benzer büyük hedefler için talep ettiğin vakit seni dinleyen bir kulak yada kabulle karşılayan bir cevap bulamazsın. Çünkü onlar adamlardan oluşan bir bina değil, taşlardan oluşan bir bina yapmaya inanıyorlar. - Her yıl hac mevsiminde oldukça çok sayıda zengin Müslüman iştiyaklı bir şekilde nafile hac yaptıkların görmekteyim. Bunlar, ramazan ayında çoğu kez nafile hacca birde umre eklemekte ve bu konularda cömertçe harcama yapmaktadırlar. Bazen de fakir Müslümanların bir kısmının masraflarını karşılayarak onları yanlarında arkadaş olarak getirmektedirler. Halbuki onların masraflarını karşılayıp getirdikleri fakir kimseleri Allah ne hac ile ne de umre ile yükümlü kılmıştır. Fakat bu masrafları yapanlardan, bir yıllık masrafın aynısını filistin’de Yahudilerle veya
Düşünce
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Değişmeye karar vermiş ancak programa bağlı kalma konusunda tereddüt ettiyseniz, en iyi öneri risk alıp, işe başlamaktır. Bununla birlikte dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. Bu nokta çoğu yardım şekli için geçerli olmakla beraber özellikle bu program için geçerlidir. Eğer büyük dikkat dağıtıcı sorunların ortaya çıkma olasılığı olduğunu düşünüyorsanız, başlamayı ertelemek en iyisidir. Taşınmak, iş değiştirmek, evlenmek, bir bebek sahibi olmak veya tatile gitmek üzereyseniz, dikkat dağıtıcı etken geçinceye kadar veya en azından etkisi azalıncaya kadar ertelemek en iyi seçenektir. Programdan en iyi şekilde yararlanmak için belirlenen dikkat dağıtıcı etkilerden arındırılmış en az birkaç ay gerekir. Bu süreden daha az sürdüğü takdirde yeterli olmayacaktır.
"Öncelikle bilinçlenmek, zihninizde var olan ve sürekli olarak zayıf ve çaresi olmayan şeylere odaklanan, sizi küçültmeye ya da değersizleştirmeye çalışan o ses tarafından körü körüne programlanmak yerine doğruyu kendi kendimize aramaya başlamaktır. Bundan kurtulmak için önce kendimizi olumsuzluklara boğmuş olmamızın sorumluluğunu almak ve bunlara inanmış olduğumuzu kabul etmek durumundayız. O halde bundan çıkış, her şeyi sorgulamaktır."
Sayfa 68·Kitabı okudu
Tiyatro metinlerine, izleyen göze fırsat sunan, bakışa yönelen mimetik sahneleri üzerinden değil de, hakkında konuştukları, şöyle bir sözünü edip geçtikleri, belki ifşa etmekten kaçındıklan ama olay dizisinin içinden çekip alındığı öykünün parçası olan diegetik malzemeye kulak vererek eğildiğinde okurun yolu sahnedışına çıkar. Teknik ve yüzeysel anlamıyla, sahnedışı içerik, oyunun sahnede görülmesi için yazılmamış kısmıdır. Cümlenin kışkırtıcılığı sahnedışının asıl anlamını fâş ediyor; sahnedışı hep bir imkân alanıdır, imkânlanın içinde saklı tutulduğu bir mahfazadır. Oyun kişisi sahnede bizim görmediğimiz yerlerden, bilmediğimiz zamanlardan, henüz gerçekleşmemiş ihtimallerden, ertelenmiş tasarılardan söz ettiği her cümlesi ile sahnedışının her an dağılabilecek zihinsel ve imgesel coğrafyasını ve yine aşağı yukarı aynı nitelikleri taşıyan takvimini kurar. Sahnenin temsil etmeye soyunduğu şimdi ve 'burada'nın dışında kalan bütün zamanlar ve bütün yerler sahnedışının ölçüdışı sınırsızlığına içkindir. Demek ki, bir bakıma da sahnenin yaratıcı kaynağıdır sahnedışı. Burada, sahnedışının, bir bakıma da haecceitas'na ne'liğine değil de işte-bu'luğuna, fenomenolojisine eğilmeye çalışıyorum. Şimdi, mademki bir kaynaktan söz ediyoruz, sahnedışına da "başlangıç"a yakın bir noktada bakmak gerekecek; Oidipus'la başlamak gerekecek. Ve Oidipus'la başlamak bir bakıma da tiyatro metnine/tiyatro sahnesine tiyatronun khora'sıni, göze görünmeyen ve zihinselleştirilemeyen o a(t)tk'ı, fazla'yı, dışarıda bırakılan'ı, biçimleyici mahfazayı konuşarak başlamaktır. Çünkü Oidipus'tan konuşmak, kendini bakışa açarak mümkün kılan bir sanatın görünmez ve zihinselleştirilmez orijini hakkında konuşmaktır, nedeni açık: Sophokles'in elinde "Oidipus miti" bir tragedya oyununa dönüşürken,
Dost Kitapevi, Birinci Baskı 2016, Ankara / Sahnedışı: Tiyatronun Saklı Mahfazası ve Sahnenin Bilinçdışı·Kitabı okudu
_Hayat, sürprizlerle dolu bir kumardır ve hayatın ne olduğunu sadece kumarbazlar bilir. _Eğer cesur değilsen samimi olamazsın, sevemezsin, güvenemezsin, gerçeğin peşine düşemezsin. O yüzden önce cesaret gelir. Ve diğer her şey onu izler. _Risk al. Belirsizlik deme; merak de. Güvencesizlik deme; özgürlük de. Bu güvencesizlik, hayatın özgürlüğüdür. _Seni köle yapan şey kendi korkuların. Korkusuz olduğun zaman artık köle değilsin. Korku dolu insanlar, bilinenin ötesine adım atamaz. Bilinen, bir çeşit rahatlık ve güvenlik verir. _Bütün huzursuzluğun, bütün sıkıntının nedeni zihnin kendisidir. Huzur, zihin olmadığında vardır. O yüzden zihinsel huzur diye bir şey var olamaz. _Talebin oluşmasını beklemeye gerek yok; talebi yaratabilirsin. _Sadece aptallar nasihat verir ve sadece aptallar nasihat alır. Bilge insanlar, nasihat vermekte gönülsüz davranır, çünkü bilge bir adam, bu dünyada bedava olarak verilen ve hiç kimsenin almadığı yegane şeyin nasihat olduğunu bilir. Öyleyse neden uğraşsın? _Bu dünyada, bedelini ödemeden hiçbir şey alamazsın. Önce tarlayı süreceksin ve ancak ondan sonra tohumu ekebilirsin. _Sahip olduğun şeyi kanıksamaya başlıyorsun. Sana, onu kaybetme ihtimalinin gösterilmesi lazım; ancak o zaman ne kaybettiğinin farkına varıyorsun. _Sırf daha büyük ve güçlüsün diye, kim olduğunu, iç dünyanda hangi mertebeye ulaştığını düşünmeden, onu kendine benzetmeye başlarsın. Sen sefalet içinde yaşıyorsun ve aynı şeyi çocuğun için de mi istiyorsun? _Sonsuzluktan geldiği için, binlerce yıl bile herhangi bir fark yaratmıyordu. *** _Cesaret, bütün korkulara rağmen bilinmeyene adım atmaktır. Cesaret, korkusuzluk demek değildir. Korkusuzluk, sürekli cesur ve daha cesur olunca ortaya çıkar. Cesaretin en uç deneyimi korkusuzluktur. Korkusuzluk, cesaretin sonsuz olduğu zaman