Bütün bunları yazmak o kadar zor ki... Şu an bulunduğum noktada hiçbirinin olmadığını görmek... Aslında bu kadar yükselmek ya da alçalmak, daha doğrusu bu kadar ileri gitmek istememiştim hiçbir zaman. Aynaya bakıp kendini tanıyamamak, insanın kendi anılarını bir başkası yaşamış gibi anlatması, dünyanın kendisi dahil üzerindeki hiçbir şeye kayda değer bir varoluş nedeni bulamamak ve zihnin bedenden binlerce kilometre uzakta olması o kadar korkunç ki!
Bir gün halife, Leyla'yı çağırır ve onu gördükten sonra şaşkınlıkla şöyle der: "Sen o musun ki, Mecnun senin derdinden çöllere düştü! Sen başka güzellerden daha güzel değilsin."
"Sus." der Leyla, "Çünkü sen Mecnun değilsin!"
Tahammül, modern zamanlarla beraber duymak istemediğimiz bir kelime. Izdıraba tahammül kadim geleneklerde kişisel tekâmülün en önemli ögesiydi. Bugün modern toplumu 'analjezi toplumu' ifadesiyle niteleyenler, her türlü ızdırabı dindirmek isteyen bir yaşam tarzına atıfta bulunuyorlar.
Vuslat bir imtihandır. Aşkın mihenge vurulduğu yerdir orası. Kim ki sevdiğinden vuslatla uzaklaşır, o zaten bir yanılsamaya tutunmuş demektir. Vuslatladır ki, romantik aşkın efsunu bozulur: Artık kendi narsistik arzularımızı yansıttığımız bir kendilik nesnesi değildir karşımızdaki, hata ve günahlarına, etten kemikten ve ruhtan bir varlıktır.