HERKES KENDİ ALGI-İDRÂKININ ESİRİ
(...) Oysa bizim idrâkımızın büyük ölçüde yalnızca bizim gerçeğimiz olduğu bilgisini hatırımızda tutabilsek, başkalarının bu gerçeği bizim kadar kolaylıkla sahiplenemeyeceğini rahatlıkla anlayabileceğiz. Burası meselenin kritik noktası aslında... Bu bilgiyi hatırda tuttuğumuzda, başkalarının kendi dünyalarından bulup çıkardıkları "gerçek"leri olduğunu kabullenmiş olacağız. Ve bu kabullenme, kendimizi başkalarının yerine koyabilme kabiliyetine sahip olduğumuz anlamına gelecek. Bugün dillerden düşmeyen tabirle "empati" denen durum yâni... Daha derinlikli bir ifadeyle söylersek; algımızı kendi sınırlarımızın ve gerçekliğimizin ötesine taşıyarak, yeryüzünde bizimle birlikte yaşayan başka insanların "gerçek"lerinden de nasiplenmemiz, yani zihnî ve hissî anlamda genişlememiz, derinleşmemiz, hayatımızı başka hayatların birikimleriyle de besler hâle gelmemiz demek olacaktır bu. Katılıklarımızı, inat ve ihtiraslarımızı törpüleyecek, bizi daha anlayışlı ve insaflı kılacak, bize kendi çapımızda bilgelik katacak çok değerli bir kazanım olsa gerek bu. Bunu bir çoğumuz yapabilsek; ortada her fırsatta kavgaya tutuşmak için pek bir sebep de kalmayacak. Ve dünya, muhtemel ki çok daha yaşanabilir bir yer olacak. -Gökhan Özcan, "Herkes Kendi Algısının Esiri", yenisafak.com, 13 Temmuz 2023-
gökhanözcanyazıları
HERKESİN HAKİKATİ KENDİNE...
(...) Bugün hemen her sosyal alanda, buna sanal olanlar da dahil, kendi gerçekliğine çekemediği herkese sinirlenen, atarlanan, bu farklılığı kabullenemeyen insanlar görüyoruz. Aslında hepimiz az ya da çok böyleyiz. Bu gerilimli tablo, yine birçoğumuzun altını çizdiği meselenin çok farkında olmadığımızı ya da üstünde durmadığımızı gösteriyor. Çoğumuz ısrarla, inatla, ihtirasla bir diğerine, diğerlerine kendi gerçekliğimizi giydirmek istiyoruz. Onun farklı beden ölçüleri olduğunu dikkate almadan; yâni "gerçek" dediğimiz şeye kendi tabiatı, kapasitesi, hissiyatı ve kabiliyeti ile bakmakta olduğunu, bizim gördüğümüzü bizim gibi görmediğini, göremeyeceğini, dolayısıyla onun böyle bir "gerçek"i olmadığını hiç hesaba katmadan... Dolayısıyla kendimize yakıştırdığımız elbise başka birine uymadığında, dar ya da bol geldiğinde, üstünde iğreti durduğunda, kendimize yakışır bulduğumuz şeyler başkalarına bizim gibi yakışmadığında isyan ediyor, hatta çoğu zaman kontrolü ve insafı kaybediyoruz. -Gökhan Özcan, "Herkes Kendi Algısının Esiri", yenisafak.com, 13 Temmuz 2023-
gökhanözcanyazıları
Reklam
Nefis
Kötü bir ahlakı kendinden gidermek isteyen için yalnız bir yol vardır. O da nefsi neyi emrederse onun aksini yapmaktır. Zira şehvet ve arzu, kendisine muhalefet etmekten başka hiçbir şeyle kırılmaz. •İmam Gazali
HERKESİN "GERÇEK" İDRÂKI KENDİNE...
İnsanın bir dünyası var ve o dünya algısının biriktirdikleri ile inşâ oluyor. Yine idrâkının kapasite ve sınırlarıyla sınırlı... Gerçek dediğimiz şey dahi buna dahil... Aslında her birimiz "gerçek" derken kendi gerçekliğimizden çıkardığımız bir "şey"i kastediyoruz. İnsan sayısı kadar çok, birbirinden farklı ve bazen birbirine hiç benzemeyen "gerçek" var yâni dünyada. Dolayısıyla başka insanların bizim "gerçek" dediğimiz şeyi bizim gibi idrak etmesi, öylece kabul edip yaşaması da mümkün değil. -Gökhan Özcan, "Herkes Kendi Algısının Esiri", yenisafak.com, 13 Temmuz 2023-
gökhanözcanyazıları
Zıt erenköy
Egleniyorum dedikten sonra Hüdayi dede bu dünyada aklı olan insan eğlenmez demiştir O sıra ben: Al bu sözlük eğlentinin başka dildeki eş anlamlısının zıt dil ailesi
Kutsallık Ne ve Nerede Üzerine
Sevgili arkadaşlar, bugüne değin bize bu konuda yalan söylendi ve bu gerçeğin hakikat aşkına açığa çıkartılması lazım, o nedenle yazıyorum. Çok önemli, 'kutsal nesne' yoktur. Hristiyan haçı ve Yahudilerin ağlama taşı bize zaten kutsal gelmiyor da bize kutsal diye öğretilen nesneler de aynı şekilde asla 'kutsal' değiller. Bu sitede muhtemelen hepimiz Muhammed Mustafa takipçisi olduğumuz için buna Kabe üzerinden örnek vermek istiyorum. Kutsal taş, kutsal toprak diye şeylerin varlığı hakikate terstir. Kabe kutsal değildir yani. Bunun gerçekliğini anlamak için şu testi yapalım: Açalım ayetleri inceleyelim, Muhammed Mustafa'ya Kabe'de iken kaç kere vahiy gelmiştir? Ben söyleyeyim: Nisa 58 dışında yok. Peki neden Muhammed Mustafa'ya Kabe içinde sadece tek bir kere vahyedilirken geri kalan altı bin iki yüzden fazla ayet başka yerlerde gelmiş? Oysa Kabe içi kutsal olsa Allah'ın peygamberimize yalnızca orada seslenmesi, Cebrail'in yeryüzüne sürekli oradan inmesi gerekirdi. Neden öyle olmadı? Herkes bir araya toplandığında bizleri kurtaracak olan taş toprak değil, başta Muhammed Mustafa olmak üzere peygamberler ve Allah'tan şefaat etme yetkisini elde etmiş olan her insandır. Fakat bu gerçeği, insanları sömüren tarikat ve cemaatlerin yutturmaya kalktığı biçimde algılamayalım, çünkü bu kapı her kula açıktır. Yani kendimiz de yeterince çaba gösterirsek, Allah bize de bu yetkiyi bahşedebilir, böylece kutsal olan biz oluruz. Bunun önünde engel yoktur. Dolayısıyla kutsal olan insandır. Zaten İblis de bunu kabul etmediğinden sürüldü, insanı küçük gördü. Yoksa önüne taş getirseler belki o da secde edecekti. İnsana secde etmedi. Gelgelelim her iki ayaklı olan insan değildir, insan diye ona verilen insanî sıfatı muhafaza edene derler. Bu nedenle Epstein belgelerinde satanist çetenin
Reklam
Reklam