Giriş Yap
240 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Sevgili kitap dostum
Esma
moderatörlüğünde 1000kitap.com/yedivereny yayımlanan yazar 1000kitap.com/dilvingercek eseri #prensçıplak kitabını inceleme fırsatı buldum. Bir konu üzerinden birçok konuyu kaleme almak büyük bir meziyet. Yazarı bu konuda ayrıca tebrik ediyorum. Farilya ve batu kurgusu ile farklı ve etkileyici bir konu ortaya çıkıyor. İlk sayfada belirtildiği üzere eril şiddeti ve toplum baskısıyla hemcinslerimize uygulanan bu baskı ve zulme karşı bir başkaldırı kitabı denebilir. Eser; Çocuk yaşlarda anne ve babasını kaybeden Farilya, hayatını eril şiddetine maruz kalmış kadın ve çocuklara adamıştır. Kuzguncuk ile Beşiktaş arasında geçen dünyası, katıldığı bir yemek sonrasında baştan aşağıya değişecektir. Yaşadığımız dünyanın bizlere sunduğu birçok güzellikler varken toplum ve insanlık olarak mutsuzluklarla ve acılarla günümüzü gün ediyoruz. Hep bir ötekileştirme, hep bir ayrıştırma... Eril veya hemcinslerimiz olsun baskı ve şiddet hiçbir insan için kabul edilebilir bir kavramlar değil. Yazarın bu açıdan değindiği konu çok kapsamlı ve etkileyici.... pandemi süreci, kadın cinayetleri, işsizlik ve insan yaşamı için son derece önemli olan birçok kavram haritası.. son sayfalara kadar ne olacak kaygısı ve düşüncesi hakimdi. Korku ve endişe son sayfalara kadar kendini gösterdi. Sonuç! dünya düzeni aynı ve insanlık yine yitirilmiş vaziyette. Farkındalık yaratmak ve toplum düzeninin geldiği noktayı göz ardı etmemek için okunabilir. Unuttuğumuz değerleri ve yitirilmiş insanlığı hatırlatma açısından okunabilir eserlerden.
Prens Çıplak
9.3/10 · 57 okunma
Reklam
544 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Öncelikle Çalıkuşu eserini bir öğretmen olarak okumanın verdiği zevk bambaşkaydı. Feride’nin öğretmen olmayı, çocukları bu derece sevmesi, anadolunun birbirinden farklı yerlerinde geçen maceralarını okumak beni mesleğime daha çok aşık ettirdi. Umarım ben de bir gün Çalıkuşu gibi anadolumuzun ücra köşelerinde bir çok muniseye ışık olurum. Kitaba gelecek olursam defalarca hiç sıkılmadan okuyabileceğiniz bir hatıra defteri olarak düzenlenmiş bir eser. Çalıkuşu eseri aşk romanından ziyade bir mücadele bir başkaldırı romanıdır aynı kabına sığmayan Feride gibi. O günlerde bir kadının tek başına dışarı çıkması bile ayıplanırken Feride’nin tek başına kasaba, köy dolaşıp ayakları üzerinde durmaya çalışması, o günün anadolu insanının kadına bakış açısını, zihniyetini okuyacaksınız. Peki neden Çalıkuşu? Mektepte yaramazlıkları sebebiyle "Çalıkuşu" ismini alıyor ve Çalıkuş'luğu her yerde ve her yaşında devam ediyor. Biz Çalıkuşu deriz ama ona “gülbeşeker, ateşböceği..” diyenlerde var. Bunlar hep öğretmenlik yaptığı yerlerde güzelliğinin başına bela olduğu vakitlerde ona takılan lakaplar. Eğer daha önce “Çalıkuşu”dizisini izlediyseniz sizi biraz hüsrana uğratabilir çünkü dizi ile kitap bence birbirinden çok farklı. Öncelikle kitapta Kamran ve Feride’nin karşılıklı konuşmaları çok az bunun da nedeni kitabın sadece Feride ile ilgili olmasıdır. Ayrıca dizide ki kamran karakteri ile kitaptaki kamran farklılar. Kitapta kamran, sarışın yeşil gözlü biriyken dizide bunun tam tersidir. Eserin çok fazla içeriğinden bahsedip Spoiler vermek istemiyorum ama mutlaka okunması gerek bir eser.
190 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
“seni bağlayan her şeyden özgürlük, sahte olan her şeyden özgürlük, ölecek olan her şeyden özgürlük. Ve sen sahte ve ölecek olan her şeyden özgürleştikçe ansızın ölümsüzlüğün kapısı sana açılır. Umarım hiçbiriniz bu dansı, bu şarkıyı, bu sonsuza dek süren müziği kaçırmazsınız.” kitap kendini son söz kısmında özetleyip incelemiş. yer yer tekrara düşen bir anlatım olsa da hiç sıkılmadım çünkü duymaktan hoşlandığım şeyler tekrarlanıyordu sözler de: özgürlük, başkaldırı, eylem, anarşi... bunlar açıkçası üzerine düşünmeyi, düşünürken hayallere dalmayı sevdiğim şeyler ama bundan öteye gidebilir mi bilmiyorum, kitaba göre gidebilir ve gitmeli. tek sorun insanın comfor alanından çıkmakdaki cesaretsizliği fakat her insan için geçerli değil bu. bazı prangalar bazı kişilere fazlasıyla yapışkan, kişinin o pramgaya yapışkanlığından daha fazla hatta. bir de önceden en önemli şeyin özgürlük olduğunu düşünürdüm sonra üstünə dağlar kadar söz, şiir yazılan müzikler bestelenen, destanlar uydurulan, kanlı devrimlerin yaşandığı bir olguya neden hala sahip değiliz? bu kadar göz önünde, ulaşması da sadece kendinle girmen gereken bir müdahale ise nasıl bu kadar sen daha yukarı çıktıkça daha çok uzaklaşan yıldızlar gibi ulaşılmaz bir görkəmi var? sanırım bizler mutluluğu tercih ediyoruz. özgürlük mutluluk getirmeyecekse bu kadar da önemsenmesi gereken bir bahis olmuyor. Neyyyseee kitaba dönelim biraz kişisel gelişim havası verebilir ama farklı bakış açıları edinmek için okunabilir. Çoğu görüşe katılmasam da okumak bana zevk verdi, anlatımı zenginleştirmek için kullanılan hikayeleri de çok beğendim. eğer okumaya karar verirseniz bu hikayelerden biri də papağanlı olan bir hikaye, o hikaye de tam olarak "ben" varım. okursanız aklınıza geleyimmm. :')
Özgürlük
8.3/10 · 382 okunma
"Tarih, içinde çiğ soğan olan bir sandviçtir, hocam." "Ne sebeple?" "Kendini sadece yineler, hocam. Geğirtir. Bunu bu yıl tekrar tekrar gördük. Aynı eski hikaye, tiranlıkla başkaldırı, savaşla barış, refahla yoksulluk arasında aynı eski gidip gelme."
Reklam
"Kararımı verdim, Lotte, ölmek istiyorum, bunu sana ro manlardaki gibi gergin bir ruh haliyle yazmıyorum, rahat ve huzurlu bir halde, seni göreceğim günün sabahında yazıyorum. Sen bu satırları okurken, benim en değerli varlığım, yaşamının son anlarında en büyük mutluluğu seninle sohbet etmek olan bu huzursuz ve talihsiz insanın cansız bedeni soğuk mezarda çoktan toprakla örtülmüş olacak. Korkunç bir gece geçirdim ama, ah, bir yanıyla huzurluydu. Benim kararımı kesinleştiren, belirleyen bu gece oldu. Ölmek istiyorum! Dün senden ayrılırken, düşüncelerim ürkütücü bir başkaldırı içindeydi, buz kesilen bir ortamda, yüreğimi sıkıştıran her şeyle birlikte senin yanında ümitten ve sevinçten yoksun olan yaşamım üzerime üzerime geldi-odama girer girmez, kendimi kaybetmiş halde dizlerimin üzerine çöktüm, ey Tanrım! Ruhumu serinletecek en acı gözyaşlarını benden esirgeme! Binlerce binlerce ümit aklımdan geçip durdu, nihayet en ses, son biricik düşüncem sarsılmaz bir biçimde tamamlanmış olarak belirdi: Ölmek istiyorum! Yatağa uzandım, düşüncem sabahleyin güne merhaba demenin sükûneti içinde hâlâ ke sinliğini koruyordu, hâlâ tüm şiddetiyle yüreğimdeydi: Ölmek istiyorum! Bu çaresizlik değil, ıstırabımdan arınmış olduğumun bilincindeyim ve kendimi senin için feda edeceğim. Evet Lotte! Niçin kendime saklayayım? Üçümüzden birinin ölmesi lazım, bu kişi de ben olmak istiyorum! Ah benim değerli varlığım! Şu parçalanmış yüreğin içinden kaç kez öfkeyle kocanı öldürmek geçti!
Reklam
2
850
8,5bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.48