Muhibb-i Kitap, bir alıntı ekledi.
50 dk. · Kitabı okuyor

Gördüğünüz üzere bu zindandan (4. Zindan - Kendi Belirleyiciliği ) kurtuluş artık bilim yolu ile mümkün değildir. Şu halde bu zindandan ne ile kurtulmalı? Aşk ile. İrfani, suffice, arifçe ve benzeri bir aşktan bahsetmiyorum; bunlar da başka zindanlardır. Şu anlamda aşk: Muktedir bir güç, hesapçı ve oportünist akıldan daha üstün bir güç olmalı ki benim özümde , insan beninin özünde, fıtratımın derinliklerinde beni fışkırtsın, harekete geçirsin, içten kendime karşı bir devrim koparsın; yoksa bu iş doğal yasalarla olmaz, içten bana, bene karşı bir başkaldırı kopmalı. Çünkü dördüncü zindan benim içimin bir parçasıdır. İçten patlamalı, fışkırmalı, tutuşmalıyım.

İnsanın Dört Zindanı, Ali Şeriati (Sayfa 56)İnsanın Dört Zindanı, Ali Şeriati (Sayfa 56)
Zeynep Aydın, bir alıntı ekledi.
5 saat önce · Kitabı okuyor

"Halbuki milli vicdanı uyanmış bir ülkeye kocaman ordular gönderilse bile, orada en küçük bir nüfus kazanmak mümkün değildir. İngilizlerin Trakya ile İzmir'i Yunanlıların, Adana ve havalisini Fransızların , Antalya'yı İtalyanların mandası altına vermesi İstanbul'u kendi eline geçirmek içindi. Bütün bu devletler Anadolu'da milli vicdanın uyandığını , Yunan ordularının milli başkaldırı karşısında buz gibi eridiğini görünce bu ham sevdalardan vazgeçmeye başladılar."

Türkçülüğün Esasları, Ziya GökalpTürkçülüğün Esasları, Ziya Gökalp
Hasan T., bir alıntı ekledi.
15 saat önce

"Aptallığa oldukça benzeyen bir suskunluk içindeydik..."
(Koruyucu Cunta'nın Başkaldırı Bildirisi)

Latin Amerika'nın Kesik Damarları, Eduardo Galeano (Sayfa 11)Latin Amerika'nın Kesik Damarları, Eduardo Galeano (Sayfa 11)
Melike, Ağrıdağı Efsanesi'ni inceledi.
 Dün 12:57 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Ülkemizin dört bir yanı efsanelerle dolu. Nereye gidersek gidelim önümüze pıt diye biri çıkıp şunun hikayesini anlatmamı ister misiniz deyiverir. Birisi bize bir adamın kayaya dönüşünü, kuş olup nasıl uçtuğunu, yerin yarılıp koca koca köyleri nasıl yuttuğunu anlattığında ayrı bir anlam yüklüyoruz, kıymet veriyoruz oralara. Çünkü öyküsü olan şeyleri seviyoruz.

Anadolu böylesi söylenceleri bağrında taşırken elbet biri o bağırdan kopup gelecekti. Öyle de oldu. Yaşar Kemal doğdu. Anadolu'yu karış karış bilen adam.

Derdi var onun, bir amacı. Derdini de öyle bir anlatır ki gitmesek de görmesek de o dert bizim derdimiz olur. Çünkü yazmak için yazmaz zaten öyleleri de ondan nasibini almıştır. Yaşar Kemal halk adamıdır. Yüksek kesim için yazılmış övgüler bekleyemezsin. Yalnızca gözlem de yapmaz. Yaşantıya dahil olur. Yaşar da yazar.

İlk sayfaya adımımızı atar atmaz bir at karşılar bizi. Kır at. Bir saray atı. Gelip Ahmet'in kapısına konmuştur. At önemlidir. Bunu Dede Korkut'tan bu yana biliriz. Çok öykünün/romanın konusu olmuştur. At güçtür, murattır. Başı bağlı bir özgür ruhtur. Bilmediği bir kapıya neden gelmiştir. Neden durur, neden gitmez?

Bu at hikayeyi şekillendirir. Allah'ın hakkı üçtür. At üç kez bırakılır ve üç kez geri gelir. At kaderdir. Dönüşü olmaz. Atın sahibi artık Ahmet'tir.

Ahmet, Gülbahar, aşkın şahidi Ağrı Dağı, aşkın habercisi bir kır at ve ördü kader ağlarını...

İmkansızı dilemek. Kadere karşı koyabilir mi insan? Karşılaşmaları kader, kavuşamayacaklarını bilmeleri kader, atın Ahmet'i bulması kader. Yeni bir umut kader, derken karanlıklar yine kader. İmkan imkansızlık hep kader.

Adı üstünde efsane bu, aşksız olur mu? Aşkı da seviyoruz ya zaten. Dört yanımız sevenler, sevip de kavuşamayanlar, kavuşup da yaşayamayanlarla dolu. Hikaye bir aşk hikayesiyse değme gitsin. Dünyayı aşk kurtaracak azizim!!

Gayesi aşk mı peki yazarın? İki kişi bulup sevdireyim şunları, sonuna da beklenmeyen bir gelişme, bitti gitti mi?

Yaşar Kemal bu. Aşkın altına işlemiş derdini. Bu aşk bir başkaldırı, töreye, imkansıza, olmazlara başkaldırı. Gücü elinde tutana, işine gelince töre bozana, işine gelince kural bu deyip baş vurana bir başkaldırı. Haksızlığa, ötekileştirmeye başkaldırı.

Töreyi bozmak istiyor o. Değişsin dünyanın çarkı, olmaz ne varsa olsun bitsin. Bir gün olacak, umut var o. Değişecek her şey. O zamana kadar bir dağ titremiş, bir kuşun kanadı som maviye düşmüş ne çıkar. Düzelecekse yıkılsın dağlar, yem olalım kurda kuşa ama illaki bozulsun insana insanca değer vermeyen kulun kula kul olduğu bu düzensiz düzen.

Amaç yeşil bir dal, beyaz bir kanat, mavi bir gökyüzü. Elbet dünyayı aşk kurtaracak!!

Bunu okuyup Ağrı'ya çıkmak var, Küp gölünde som maviyi görmek, Ağrı'nın başı dumanlı heybetiyle titremek var...
Dedirtir :)

Keyifle okuyun :)

( Bir yıl önce gördüm başı dumanlı Ağrı dağını. Dağ heyetini gizlemeye çalışırken bir camii etrafına toplanmış üç beş haneden oluşan bir köy de ilk gördüklerimden. Köyü sevdim (ismini hatırlayamasam da). Kitabı okurken de bu köy canlandı gözümde. https://www.instagram.com/p/BjJ-NXEgb60/ :) )

Hayvanlar üzerinden günümüzdeki sistemi anlatmaya çalışmış yazar. Bir başkaldırı yapıtı. Çok beğendim . Bu kitap sayesinde yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum

Selman Ç., bir alıntı ekledi.
22 May 10:33

Hayat sadece hayattır.
Arabasıyla sahil kenarında yol alırken göz ucuyla şehre bakıp hayat nedir, diye sormuştu kendisine; doğmak ile ölmek arasındaki anların toplamı, yaşamı sürdürebilme istenci, bir başkaldırı, müspet bir isyan, belki de boş bir avuntu diye cevaplamıştı. Sahil kenarında yürüyenleri, trafikte bir yere ulaşma çabasında olanları, bekleyenleri, bekletenleri ve dahi insanın her çeşidiyle yaşamın içindeki her anı görünce Rauf, içten içe anladım, demişti. Hayat nedir sorusunun bir cevabı yok. Hayat sadece hayattır.

İnsan Çürümeye Başladığında, Mustafa Becit (Sayfa 21 - Küsurat Yayınları)İnsan Çürümeye Başladığında, Mustafa Becit (Sayfa 21 - Küsurat Yayınları)
Hilal Y., bir alıntı ekledi.
21 May 13:05 · Kitabı okuyor

Çavuş kumanda yerine yöneldi, mikrofonu açtı ve sözcükleri
elinden geldiğince düzgün kullanmaya, kurduğu cümleleri daha önce bu gibi
durumlarda duyduğu cümlelere benzetmeye çalışarak, Ordu, başkaldırı saydığı
ve ivedi bir risk yaratacağından kuşkulandığı bir hareketi silahla bastırmak
zorunda kaldığı için çok üzgündür ve bu davranışından dolaylı ya da doğrudan
sorumlu değildir, bugünden başlayarak da enterne edilen kişilerin binanın dışına
çıkarak yiyeceklerini kendilerinin gelip almaları gerektiğini herkese duyurur,
düzeni bozacak her türlü girişimde de dün akşamki durumla karşı karşıya
kalacakları konusunda herkesi uyarır.

Körlük, José Saramago (Sayfa 69)Körlük, José Saramago (Sayfa 69)

Fonda çalan daha önce hiç dinlemediğin bir türkü
Ama öyle tanıdık ki
Saz değil de gönlümün bam teli sanki dokunulan
Sonra tükenen gözyaşı
Gönülde ufak bir sızı
Bedende yorgunlukla beraber hırslı bir başkaldırı
Bu gün de böyle aydınlandı
Hayırlısı..

causa sui, bir alıntı ekledi.
 21 May 00:51

''Gerçekleştirilebilecek, doğrulanabilecek ayrılık için, başkaldırı için, varlıkta dayanak bulma şeklindeki boş umudu bırak.

Niçin hâlâ doğruya ve doğruyu 'yanlış'ın üstüne koymaya ihtiyacın var, tıpkı boş olduğunu tanımaya cüret edemeyen bir inancın ve ölçüsü hâlâ varlık olan bir aşkınlıkla yetinen inancın mutlaklığına sadık kalarak yaşamı ölümden ve ölümü ölümden ayırt etmek istediğin gibi. Ara öyleyse, hiçbir şey aramadan, varlığı tam da kendini tüketilemez olarak canlandırdığı yerde tüketeni, durmak bilmeyendeki boşunalığı, sonlandırılamaz olandaki yinelemeyi ara, öyle ki orada olmak ile olmamak arasında, doğru ile yanlış, ölüm ile yaşam arasında ayrım yapmaya belki de gerek kalmaz çünkü birbirilerine benzer olanların benzerliğinin ağırlaşması gibi bunların her biri bir diğerine gönderme yapar ve birbirilerine benzemez olur: ara, dönüşün dinmezliğini, felaketsi istikrarsızlık etkisini.''

Felaket Yazısı, Maurice BlanchotFelaket Yazısı, Maurice Blanchot
İklim, bir alıntı ekledi.
18 May 22:14 · 8/10 puan

“Okumak toplumla iletişim kuramayan bireyin yalnızlığını unutturan en önemli eylemlerden biridir. Bir tür başkaldırı yöntemidir.”

Varlık Dergisi - Mayıs 2018, Kolektif (Sayfa 51 - Hande Balkız)Varlık Dergisi - Mayıs 2018, Kolektif (Sayfa 51 - Hande Balkız)