____Benim çok da hoşuma giden bir kitap değil açıkçası. Hızlı kitap okuyan ben, bu kitabı yaklaşık iki haftada bitirdim. İki kitabı aynı anda aldığım için ona da başladım fakat yarım bıraktım.
İlk başlarda konusu güzeldi ama sonradan sıkmaya başladı. Zeliha(ana kadın karakter) hayatında pek de dram yaşamış bir karakter olmamasına rağmen bazı şeyleri çok abartıyor. Ayrıca betimlemelerin bazıları çok uzatılmış gibi geldi.
Ama konusu yine de güzel, ayrıca bir kitapta bir çok karakterin hayat ve aşk hikayesini okumak hoş.
Asker kurgusu sevenler okuyabilir bence.
"Herkesin adını duyduğu ama kimsenin kolay kolay gitmeye cesaret edemediği İstanbul'un o semtinde gece yarısı silah sesleri duyuldu."
Ölenler konuşmaya, olayı anlatmaya başladı...
Hani deriz ya, "Anlatsam roman olur." Aslında her hayat, başlı başına bir roman; her insanın ardında anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi var. Anlamadıklarımızı ise, ardımızdan biri kaleme alsa nasıl bir metin olurdu? Salya sümük ağlatır mıydı, yoksa gülmekten okuyucuyu bayıltır mıydı? Bir yanım bunu düşünürken, kitaptan aldığım eşsiz keyifle her bir karakteri tek tek zihnimde tekrar canlandırıyorum.
Hâkim, Hannas, Muhsin, Fikri Hoca, Tuncay, Makul, Münşi ve Kangallı Lessie...
"Ve ben öldüm... " ile biten hikayelerinizde bende ölümsüz oldunuz
2011 Vedat Türkali ilk roman ödülü sahibi Ölüler Kıraathanesi, insanların yarım kalmış hikâyelerini ve geride bıraktıkları izleri etkileyici bir dille anlatıyor. Farklı hayatlara, acılara ve farklı umutlara tanıklık ederken aslında her karakterin yaşamın tam kalbinden doğmuş olduğunu fark ediyoruz. İnsan olmanın kırılgan yanlarını özgün bir kurguyla okuyoruz.
Beni bir duygudan diğerine savuran, zaman zaman hüzünlendiren, uzun uzun düşündüren çok etkileyici bir okuma deneyimi oldu. Fatih Gezer'den okuduğum ikinci kitaptı ve yine beni yanıltmadı. Kitabı bitirdiğimde sadece bir romanı tamamlamış olmadım. Zamanın ve yaşamın değerini yeniden düşünmeye başladım. Bu yönüyle, benim için yalnızca keyifli bir okuma değil, aynı zamanda güçlü bir düşünme ve hissetme yolculuğuydu.
Bursa'da kitabevi işleten, kitaplara sığınan yalnız ve mutsuz bir adam olan Sabit'in hikâyesini okuyoruz. Bir gün kitabevine üniversite öğrencisi, aklı başında bir genç olan Semih'in gelmesiyle bazı şeyler yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Şehirde kayıp olan iki tane kadının yanına bir kadın cinayeti daha eklenmesiyle de olaylar farklı bir boyut kazanıyor. Polisiye yönüyle merak duygusunu son sayfalara kadar canlı tutmayı başaran bir kitaptı.
Kitapta karakter sayısı oldukça fazlaydı ve takip açısından biraz dikkat gerektiriyor Hikâye tek bir kişi üzerinden ilerlemiyor ama olayların merkezinde kimin olduğunu kitabı okudukça daha iyi anlıyorsunuz. Zaman atlamaları da sıkça kullanılmış. İlk 40 sayfada hikâyenin içine tam giremedim.Ama sonrasında karakterlerin yolları kesişmeye, ilişkileri değişmeye ve olaylar birbirine bağlanmaya başlayınca sayfalar çok daha hızlı akmaya başladı. Bir günde bitirilebilecek kadar akıcıydı.
Genel olarak kitabı beğendim. Küçük bir düşüncemi belirtmek isterim: kitabın biraz daha uzun olmasını, bazı karakterlerin hikâyelerini ve geçmişlerini daha detaylı okumak isterdim. Betimlemeler eksikti. Bazı karakterlerin belirsiz kalan sonları ve yaşanan kayıplar bende hafif bir burukluk bıraktı. Belki de tam bu yüzden kitap bittikten sonra üzerine düşünmeye devam ettim.
' Devamı nerede' diye ?
Ama aldığım son haberle devam kitabının çıkacak olması, bazı noktaların ilk kitapta bilinçli olarak açık bırakıldığı izleniminin neden verildiğini açıklıyor. Bu durum, hikâyenin devamında bu boşlukların nasıl tamamlanacağını ve diğer soru işaretlerinin nasıl çözümleneceğini gösteriyor; hikâyenin nasıl şekil alacağı ikinci kitapta öğreneceğim.
Yalnızlar OdasıNehir Güzel · Çınaraltı Yayınları · 202614 okunma
Selamünaleyküm.
Ilan Pappe, İsrailli bir aktivist ve tarihçi. Bunu öğrendiğimde kitaba ister istemez şüpheyle yaklaştım. “Acaba vicdanlı bir yaklaşım mı sergiliyor, yoksa taraflı mı?” diye düşündüm. Ancak okudukça bu şüphemin büyük ölçüde yersiz olduğunu gördüm. Ufak tefek birkaç nokta dışında taraflı bir söylemle karşılaşmadım. Nitekim 1000Kitap’ta okuduğum bazı yorumlarda da benzer değerlendirmeler vardı.
Yazara göre işgal ne 1. Dünya Savaşı’ndan sonra ne de 1948’de başladı. Süreci, 1882’de üç Yahudi gencin Filistin topraklarına gelmesiyle başlatıyor ve bu tarihten 7 Ekim 2023’e kadar yaşanan olayları kronolojik olarak, kısa ama anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Elbette ayrıntıları okuyucunun kendi ilgisine bırakıyor.
Kitabın sonunda, konuyu derinleştirmek isteyenler için bir ileri okuma listesi de yer alıyor. Ne yazık ki bu listedeki eserlerin büyük bir kısmı henüz Türkçeye çevrilmemiş. İnşallah en kısa zamanda onları da raflarda görürüz.
Ben yazarın diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Bu kitabı ise keyifle okudum, konuya ilgi duyanlara tavsiye ederim.
"Bazı kitaplar olay anlatır, bazıları insanın içine usulca bir ayna bırakır. Suç ve Ceza'da asıl yargılanan tek bir karakter değildi; her sayfada insan olmanın ağırlığı yeniden tartılıyordu. Kitabı kapattığımda sessizlik bile farklı geliyordu. hikâye bitmedi; asıl hesaplaşma o zaman başladı."
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,5bin okunma
Kıtanın kapağı ıcerıgı sayfaları çok güzel özenle hazırlanmış oğlum sıkılmadan kendi istegıyle de okumaya başladı ve Buda benı çok memnun etti herkes okumalı