18. YÜZYILIN sonunda toplumun her kesiminden insan eskiden sa-dece yönetici sınıflara tanınan özgürlükleri talep etmeye başladı. Dünya giderek daha kalabalık, daha az dindar ve cinsel açıdan daha hoşgörülü oluyordu. Sonraki yıllarda toplumsal sınıflar gerek sokakta gerekse yatakta daha önce hiç görülmedik biçimde kaynaşacaktı. Öte yandan üst sınıfları bağlayan yeni yasal düzenlemeler ortaya çıktı. Buna göre üst sınıflar ilk kez alt sınıftan insanları cinsel açıdan suistimal ettiklerinde yüksek bedel ödemek zorunda kalacaklardı. Zengin bir adamın hizmetçi kızlarıyla veya erkek işçileriyle cinsel temas kurma ayrıcalığı eskiden hiç olmadığı kadar sorgulamaya tabi tutuldu. Alt sınıftakilere cinsel tacizde bulunan zenginlerin mahkeme serüvenleri boyalı basında alaycı bir anlatımla haber oluyordu. Genç bir kızın, patronu olsa bile yaşlı bir adamın seks talebini reddedebileceği ve yakışıklı genç bir adamın herhangi bir centilmenin avı olmadığı anlayışı yavaş yavaş kabul görmeye başladı. Elbette bu süreç düzgün ilerlemiyordu ve eski âdetler çetin cevizdi, ama 20. yüzyılın başında rağbet gören özgürlük fikri artık cinsel av olmaktan kurtulma yolunu açtı.
Marquis de Sade, Donatien Alphonse François adıyla Provenceli küçük aristokrat bir ailenin çocuğu olarak 1740'ta dünyaya geldi. Kadın bakıcılarıyla fazla samimi olduktan sonra on yaşında Paris'teki Lycée Louis-le-Grand okuluna gönderildi ve herhalde orada kırbaçlamanın püf noktalarını öğrendi. Sade ordudayken cinsel şiddete merak duymaya başladı. İngiltere'yle yapılan Yedi Yıl Savaşları sırasında öne çıkıp albay rütbesine terfi etti. 1763'teki görücü usulü evliliği sivriliklerini bastırmaya yetmedi. Evliliğinden beş ay sonra genç bir fahişeye kötü muamelede bulunmaktan kısa bir süre hapis yattı. Beş yıl sonra otuz altı yaşındaki bir dul kadını sahte vaatlerle Paskalya sırasında pazar günü eve getirince başı daha büyük derde girdi. Sade zavallı kadını yatağa bağlayıp sopayla dövdü. Daha sonra küçük bir bıçakla bedenini kesti ve kızgın mumu kesiklere döktü. Daha kötüsü, orgazma ulaşmak için kadını Paskalya'daki günah çıkarma ritüeline zorladı. Bu eğlence yedi ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı. Ayrıca polisler Sade'a kız temin etmemeleri için genelevleri tembihlediler. Bu tembihe kulak asılmadı. 1772'de uşağı ve dört fahişeyle Marsilya'da günlerce sefahat âlemi yaptıktan sonra Sade zehirleme ve livata suçlamalarına maruz kaldı. Dört ay hapis yattıktan sonra her zaman karısına tercih ettiği baldızıyla İtalya'ya kaçtı. Gıyabında ölüm cezasına mahkum edilirken kendisi Floransa ve Napoli'de yeni cinsel deneyimler yaşıyordu. Fransa'ya geri dönüp La Coste şatosunda ikamet etmeye başladı ve burada daha marjinal seks âlemleri düzenledi. Dört yıl ortalıktan kaybolduktan sonra Paris'teki bir otelde enselendi ve çileden çıkmış kayınvalidesi Marie de Montreuil'ün çabalarıyla bu sefer on üç yıllığına tekrar hapse atıldı. Gerek kayınvalidesinin gerekse ailenin diğer fertlerinin
Samuel Self boşanma davası açtığı karısı Sarah'yı hafife almıştı. Norwichli kitapçı iyi bir planı olduğunu düşünüyordu. Sarah ve sevgilisi John Atmere'yi uygunsuz vaziyette yakalamıştı, dolayısıyla mahkeme muhtemelen nafaka ödemeden boşanmalarına izin verecekti. Kadının yıllardır evlerinde yaptıkları grup seksleri, kırbaçlama fantezilerini ve doğaçlama seks şovlarını ifşa ederek karşı atağa kalkma cesaretini gösterebileceği aklının ucundan geçmemişti. Ama kadın bunu yaptı ve yasal işlemler sona erdiğinde hem kendisi hem de Samuel mahvolmuştu. Bu ikisinin evlilikleri hiçbir zaman yolunda gitmemişti. 1701'deki düğünlerinde Samuel hâlâ bakirdi ve birkaç hafta içinde Sarah ona belsoğukluğu bulaştırdı. Bundan hemen sonra kadın, evli komşularının yatağına davetsiz girip üçlü ilişki teklifinde bulunmaya ve hediye olarak kadın hizmetkarının bir tutam kasık kılını sunmaya başladı. Samuel'in karısının gece geç vakitteki bu gezmelerinden haberdar olup olmadığı bilinmese de, 1706'da kendi yaptıkları da hiç masumane şeyler değildi. Hizmetçileri Atmere ile kiracılarının yardımıyla Self ailesinin evi bir seks âlemi mekânına dönüştü. Burada cinsel partnerler değiş tokuş edilip herkesin gözü önünde birbirlerini kırbaçlıyorlardı. Selflerin evindeki grup seksin en gözde sahnesi genellikle Samuel'in kiracılarından biri olan Jane Morris'in kırbaçlanma seanslarıydı. Mahkeme kayıtlarına göre Samuel "ahlaksız, azgın ve adi bir şekilde" Morris'i taciz ediyor, "kadının elbisesini çıkararak çıplak poposuna sopa... ve başka aletlerle utanmazca vuruyordu". Morris çoğu zaman evdeki başka insanlar tarafından yere yatırılıyor, Samuel de onu kırbaçlıyordu. Samuel her kırbaç darbesinde zevke geliyordu; öyle ki kırbacı yere attıktan sonra karısını tutup Atmere'ye onu kırbaçlaması için yalvarıyordu.
1830'DA VIRGINIA EYALETİNİN New Kent County yöresinde, Peggy ve Patrick adlarında iki siyah köle gecenin geç vakti ellerinde silahlarla sahipleri John Francis'in evini bastılar. Patrick, bir baltayla Francis'i kovalarken Peggy de büyük bir sopayla sahibine vurdu. Francis'in bu darbeler yüzünden ölüp ölmediğini bilemiyoruz, ama köleler evden ayrılırken orayı ateşe vermişlerdi ve ev Francis içindeyken baştan aşağı yanıp kül olmuştu. Çok geçmeden Peggy ve Patrick iki suç ortağıyla birlikte kundakçı-katil olarak teşhis edildiler. Ekseriyetle diğer kölelerin sözlü ifadelerinden elde edilen deliller çok geçmeden aleyhlerine dönmeye başladı. Bir köle Peggy ile Patrick'in ellerinde silahlarla Francis'in evine girdiklerini görmüştü. Sucky adında bir başka köle kız Peggy ile Patrick eve girdiklerinde içerdeydi ve eve girenlerin binayı samanla ateşe verdiklerini doğruluyordu. Yine başka bir köle onları saldırıdan hemen sonra Francis'in evinin kalıntıları arasında para ararken görmüştü. Peggy ve Patrick davası kolay görülmüş olsa gerekti ve mahkumiyet kararı kesindi: İç savaştan önceki Güney'de bir efendinin kölesi tarafından öldürülmesinden daha büyük bir suç yoktu ve hukuk siyah insanların adalet arayışına hiçbir surette imkân vermiyordu. Siyah insanlar şartlar ne olursa olsun kesinlikle beyaz bir insana karşı şahitlik yapamazdı, dolayısıyla beyazların tecavüzüne uğramış özgür bir siyah kadın bile vuku bulan suçu kanıtlama imkânına sahip değildi. Peggy gibi köleleştirilmiş kadınlar ise en aciz olanlarıydı. Onlar efendileri tarafından istismar edilmek için vardılar adeta. Georgia eyaletindeki bir köle kadın yeni gelen bir İngiliz'e şunları söylüyordu: "Zavallı bedenimizi kamçıdan biraz olsun uzaklaştırmak için her şeyi yaparız. [Efendim] çalılığa giderken onu takip etmemi
17. yüzyılın sonunda cadı avı çılgınlığı dindi. Bu furyanın bitme nedeni, başlama nedeni kadar gizemli olsa da bir husus çok açıktır: Yeni zanlılar yaratmak için işkencenin kullanılması, infaz için yanlış insanların seçilmesine yol açmıştı. Sözgelimi Würzburg'da 1627'den 1629'a kadar yüz altmıştan fazla insan yargılanıp büyücülükten mahkum edildi. Bu kurbanların çoğunluğu alt sınıftan kadınlardı ama çok geçmeden işkence odalarını her sınıftan insanlar -din görevlileri, devlet memurları, doktorlar ve çocuklar da dahil-doldurmaya başladı. Elitler kendi sırlarının ifşa edileceğinden endişe duymaya başladıklarında büyücülük furyası da dindi. İngiltere'de son infazlar 1682'de gerçekleşti. Bunak bir esnaf olan Temperance Lloyd adlı bir kadın "siyah bir adam suretinde görünen şeytan"la seks yapmak ve büyücülükle suçlandı. Ayrıca Lloyd, "mahrem yerlerinde bir çocuğun emdiği bir et parçasını andıran yan yana iki memeye" sahipti. Kadın hemen suçunu itiraf edip, ağzı bir kara kurbağasınınkine benzeyen, bazen de bir kuşa dönüşen siyah bir adamı emzirdiğini sözlerine ekledi. Onunla aynı davada yer alan dilenciler de büyücülük itirafında bulundular. İtiraflarının bir tür intihar olmasından kaygılanan yargıcın kuşkularına rağmen jüri onları suçlu buldu. On üç yıl sonra bir İngiliz hukukçu büyücülük inancının geçmişte kalması gerektiğini mahkemede savunma cesaretini gösterdi. 1736'ya gelindiğinde, cadılara ölüm cezasını öngören İngiliz yasaları yürürlükten kaldırıldı. Cadılık büyük bir suç olmaktan çıkarak çok daha hafif hükümlerle yasaklandı. 18. yüzyılın ortasında Kıta Avrupası'nda cadı avı genel olarak sona ermişti.