Selamlar millet!! Yine ben. Öncelikle söylemeliyim ki sırf bu incelemeyi yazmak için bayağı çaba sarf ettim ve zamanımdan da bayağı fedakarlık ettim ama sorun pişman mıyım?? Diyecek çok şeyim var ama olabildiğince kısa(?) tutmaya çalışacağım :) İlk olarak kitapla ilgili konuşacağız, daha sonra ise size izlediğim bazı vidolar hakkında biraz (?) bilgi vereceğim. Hazırsanızzz başlıyoruzz!!
16 yaşında bir Deborah'ımız var ama kitabı azıcık okuduğunuzda bile anlıyorsunuz ki o aslında hepimizden bir parça. Bizim ruhumuzun bir parçası. Bu dünyanın gerçekleri, yalanlar, doğru bilinen yanlışlar, baskılar, beklentiler, olamayan arkadaşlık ilişkileri, ailevi sıkıntılar, sağlık sorunları onu farklı bir dünya yaratmaya itmiş. Yaşadığı dünyaya katlanamayınca o da kendi kafasında kendine ait bir "Yr" yaratmış. Onun evreninin adı bu. Kendi tanrıları, kendi yasaları, kendine özgü bir dili var. Ama aslında ne kadarı ona ait acaba?..
Şimdi kendinizi onun yerine koyun bir. On altı yaşındasınız ve şizofreni tanısı konuyor, sonra da hastaneye yatırılıyorsunuz. Aileniz için oluşan algıyı, akranların size bakışını bir düşünün. Cüzzamlı bir yaratık gibisiniz. Kusurlu, yanlış, gereksiz, zehirli... ve Deborah da kendini "zehirli" diye tanımlıyor. Ne zaman biriyle yakınlaşsa sanki ona zarar gelecek kendi yüzünden...
Hastaneye yatırılınca orada kendine benzer birçok hastayla tanışıyor. Siz Deborah'ın hayatına ve iç dünyasına ortak olurken aynı zamanda diğer karakterlerin de yaşamının parçası haline geliyorsunuz. Dr. Furi ile siz de terapi görüyorsunuz. Hastalık krizlerine, saldırganlıklara, kendine zarar vermelere şahit oluyorsunuz ve tabii en içten arkadaşlıklara da. Okuyunca anlıyorsunuz ki biraz anlaşılmak, anlatmak insana çok iyi gelebiliyormuş. Biraz sevgi hissetmek, ilgi görmek insana