Bazı insanlar, içinde yaşadığım bu zenginlikler şehrinin sunabileceği çeşninin farkına varamadan, sınırlı bazı alanlarda iç mekan yaşantıları sürdürüyorlar, ciddi ekonomik kısıtları olmadığı halde. Aynı mekanlar, aynı insanlar tekrarlanıp duruyor, gettoda yaşarcasına. Sonra Paolo Coelho’nun Simyacı adlı kitabıyla karşılaşıp onu baş tacı ediyorlar ya da Susanna Tamaro’nun “Yüreğinin götürdüğü yere git” sloganını tekrarlayıp duruyorlar, ama yine aynı mekanlarda, aynı ayinleri tekrarlayarak ve bunalarak. Bazılarımız böyle mesajları slogan haline getirip klişeleştirirken, kimi de ne yapmak istiyorsa yapıyor, üstelik sadece konuşup duranların bıraktığı boşluklardan da yaralanarak. Çünkü yaşam konuşulmaz, yaşanır..
“Her şeyi ucuza çıkarmaya eğilimli günümüz dünyasında, evrenle bütünleşmeye bir kurtarıcı olarak bakıldığı sürece, bu doğrultuda sürdürülen kendini aşma çabalarının ulaştığı yer ancak ütopya olabilir diye düşünüyorum.”