HİSSEDİLEN ZAMAN
Kitap, zaman algısı üzerine çeşitli bilimsel verileri derlemek ve bunlar üzerine tartışmak amacıyla oluşturulmuş. Zaman algısı ile ilgili paylaşılan bazı bilgiler klişe gelse de çarpıcı detaylar da vardı. Aslında klişe gibi görünen ‘anda kalmak’ gibi hallerin etkilerini bilimsel bir çerçeveden inceliyor ve bu nedenle tecrübe ettiğimiz, etmesek de sıkça duyulan bu klişeleri sunduğu detaylı bilimsel veriler ışığında mantıklı bir çerçeveye oturtmamızı sağlıyor.
Zaman algısı diyince işin içine şimdi, gelecek ve geçmiş giriyor şüphesiz. Planlı olmak yani gelecek odaklı yaşamak ile anlık hazlara odaklanmak yani şimdide yaşamak arasındaki dengenin bizi özgürleştirip mutlu kılacağını çeşitli örneklerle detaylandıran yazar, günlük hayatın rutininden biraz sıyrılıp deneyimleri çeşitlendirmenin tatminkar ve uzun algılanacak bir yaşam için önemli olduğunu iddia ediyor. Bu iddiayı da şu temel üzerine yerleştiriyor: Bizler hatırımızda ne kadar anı varsa o kadar yaşamış hissederiz. Yeni ve yoğun deneyimlerse hafızada daha fazla ve kolayca yer ettiği için yeni/yoğun deneyimler doyumlu bir hayat yaşadığımız hissini kuvvetlendirir.
Aynı zamanda sakinleşip tamamen rahatlayarak da zamanın genişlemesini sağlayabildiğimiz söyleniyor, birbirine zıt gibi görünen bu halleri kitaptaki şu cümleyle özetleyebilirim: ‘Bir yanda, yoğun fiziksel heyecan zamanın genişlemesine yol açıyor; diğer yanda, tamamen rahatlamak da zamanın daha uzun görünmesine neden oluyor. Burada bir çelişki mi var? Sadece ilk bakışta. Her iki durumda da bedensel süreçlere yönelik algı artar.’
Yoğun ve farkındalıklı anlarımızı artırmak için bazı ufak egzersizlere de yer verilmiş. ‘Her gün bir saatliğine tüm dikkatinizi vererek bir şey yapın. Ya da on beş dakika boyunca koltukta oturup hiçbir şey yapmayın: