Aynı senaryoda başrol olan oyuncuların, figüranları eleştirmesi o filmin trajedik olduğunu gösterir.
Alıntı
Elena ve Stefan geri dönüyor!
Nina Dobrev ve Paul Wesley yeni bir projede buluşuyor ve yine bir kitap uyarlaması.Çok satanlar listesine girmiş olan bir gerilim romanı"You Deserve to Know" şimdi diziye uyarlanacak ve dizide başrol olarak Nina Dobrev ve Paul Wesley yıllar sonra tekrar beraber göreceğiz.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Dizim bitti başrolden hala nefret ediyorum (başrol kötü değildi)
Yeşilçam’da Bir Prekarya Devrimi: Yılmaz Güney Sinemasının Sosyolojik ve Estetik Dönüşümü Türk sinema tarihinin en özgün kırılma noktası, sinemayı bir rüya fabrikası olmaktan çıkarıp toplumsal gerçekliğin aynası haline getiren Yılmaz Güney’in varoluş mücadelesidir. Adana’nın Yenice köyünde, topraksız bir amele ailesinin çocuğu olarak doğan, pamuk tarlalarında büyüyen ve film kutuları taşıyan bir çocuk işçiliğinden gelen Güney, sinema sektörüne en alttan, güvencesiz işçi sınıfının, yani prekaryanın tam kalbinden dahil olmuştur. Bu sınıfsal köken ve köksüzlük hali, onun sinemasal dehasının en büyük yakıtı olmuş ve Yeşilçam’ın geleneksel yapısını kökten sarsacak bir ekolün doğmasını sağlamıştır. Yılmaz Güney’in kariyeri, sinema tarihindeki yerini sağlamlaştıran iki temel evreden oluşur. İlk evre, kitlelerin hafızasına kazınan Çirkin Kral dönemidir. Bu dönemde imza attığı yüze yakın popüler macera filmi, genellikle sanatsal veya ideolojik sineması kadar ön plana çıkarılmaz. Ancak aktör Kadir İnanır’ın da vurguladığı gibi, Güney bu ticari filmler sayesinde halkla sarsılmaz bir bağ kurmuştur. Mevcut düzeni doğrudan yok etmek yerine, o düzenin sırtına binip sistemi içeriden parçalama metodunu seçmiş; Yeşilçam’ın formüllerini ve dağıtım mekanizmalarını çok iyi öğrenerek, sistemi yine sistemin kendi seyircisi ve finansal gücüyle dönüştürmeyi başarmıştır. Dönemin kabadayılık, feodal bağlar ve entelektüel çevrelerin iç içe geçtiği ortak sosyal zemininde varlık gösteren diğer aktörler jön sisteminin sınırları içinde kalırken, Güney bu ilişkileri radikal bir siyasi ve sanatsal manifestoya dönüştürmüştür. Bu sınıfsal meydan okuma, Yeşilçam’ın yerleşik estetik standartlarını da alaşağı etmiştir. Güney’e kadar sinemanın başrol tanımı Batılı, kentli ve pürüzsüz jön kalıplarına
Sinema
Başkalarının figüranı olacağına, kendi hayatının başrolüne geç
`quentin tarantino` amerikan sinemasının en özgün ve etkili yönetmenlerinden biridir. kendine has tarzı, genellikle şiddetli, keskin diyaloglar ve pop kültürüne göndermelerle tanınır. film anlatılarını sıklıkla doğrusal olmayan bir şekilde kurar ve türler arasında geçiş yaparak, klasik sinemaya modern bir bakış açısı getirir. tarantino'nun filmleri, şiddetin estetik bir araç olarak kullanılması ve diyalogların ön planda olduğu, anlatıma dayalı bir sinema tarzı ile tanınır. sinemaya olan sevgisi ve tarihi sinemaya olan derin bağlılığı, onu çağdaş sinemanın en önemli figürlerinden biri haline getirmiştir. `quentin tarantino`'nun sinemadaki etkisi, özellikle sinematografik anlatım biçimleri, şiddetli ve stilize edilmiş aksiyon sahneleri, karmaşık diyalogları ve pop kültürüne yönelik bolca göndermesiyle kendini gösterir. tarantino, klasik sinema türlerine özgün bir bakış açısı getiren ve onları harmanlayan bir yönetmendir. işte tarantino'nun film kariyerinin bazı önemli yönleri: `tarantino'nun sinemaya katkıları: 1-sinemanın türler arası sınırları kaldırması`: tarantino'nun filmleri, birden fazla türü aynı yapıda harmanlamasıyla tanınır. pulp fiction'daki suç, dram ve komedi karışımı, kill bill'deki dövüş sahneleri ve batı, samuray, intikam temaları gibi örnekler, sinemada türler arası geçişin ne kadar etkili bir şekilde yapılabileceğini gösterir. 2- diyaloglar ve karakter gelişimi: tarantino'nun filmlerindeki diyaloglar, çoğu zaman filmdeki karakterlerin kişiliklerini, hikayeyi ve dünyayı anlatmak için bir araç olarak kullanılır. pulp fiction ve reservoir dogsgibi filmlerde, diyaloglar sık sık bir tür görsel sinema dışı anlatıma dönüşür, izleyicinin karakterlerle bağ kurmasına ve filmle etkileşime girmesine olanak tanır. 3- zamanın yeniden şekillendirilmesi: