"Bana ne sizin şeylerinizden, ben sizin figüranınız mıyım, diyeceksin. Figüranlıktan korkma! Hangimiz, tonlarca kişinin hayatında birer figüran değiliz ki aslında? Figüranlık böylesine katlanılamaz, çok kötü bir şey olsaydı, hiç kimseyle iletişim kurmazdık. İletişim kurmamak da kendimize ait, biricik hayatımızda bizi başrol olarak sadece hapsederdi. Figüran olamayacak kadar özelim, yanılması uğruna kendimizi tutsak etmeye değmez, diyorum. Bu az önce kullandığım cümlelerle, şimdi söyleyeceklerim birbirine tamamen zıt, sıkı dur! Düşünmeden sadece aklına geldiği gibi konuşmanın da bir üst sekmesi var demiştim ya. Bence o sekme hem düşünmemek hem konuşmamak! Eee, kimseyle konuşmazsan, kimsenin hayatına değil değerli ve özel biri olarak, figüran olarak bile giremezsin. Kimse inatla konuşmayan bir insanı yanında tutmak istemez. O hâlde bunun adı tam olarak yalnızlıktır ve az önce dediğim şeye dönüş yapmış oluyoruz ki kendi kalende tek başına özgür bir tutsaklık karşımızda yer alıyor. Paradoks, paradoks içinde..."