Bir keresinde yirmi yaşında, halktan, iri, güçlü kuvvetli genç bir kadın gördü. Kadın taşların üzerinde uyuyor gibiydi; taze, etli butlu vücudu büyük bir zarafete sahip tonların yumuşaklığıyla beyazlamıştı. Başı hafifçe yana eğilmiş, göğüsünü kışkırtıcı bir biçimde sergiliyor, belli belirsiz gülümsüyordu. Boynundaki bir kolye izine benzeyen siyah çizgi olmasa zevklenen bir kibar fahişe derdiniz; karasevda derdine kendini asan bir kızdı bu. Laurent uzun süre ona baktı, korkulu bir arzunun içine gömülmüşcesine bakışlarını teninde gezdirdi.
Yolculuk sessizdi. Laurent mükemmel bir gözü peklik ve tedbirsizlikle elini genç kadının eteğinin üzerinden kaydırıp parmaklarını kavradı. Onun karşısında, karanlıkta oturuyordu; başını göğüsüne eğdiğinden yüzünü göremiyordu. Elini tuttuğunda, onu sıkıca sıktı ve Mazarine Sokağı’na kadar bırakmadı. Genç kadının eli titriyordu; ama elini çekmiyordu da, aksine, ara ara birden okşuyordu Laurent’ın elini. İç içe olan bu iki el alev alev yanıyordu; terli avuçları birbirine yapışmış, sımsıkı kenetlenmiş, her sarsıntıda biraz daha eziliyordu. Lauren’la Thérèsé’e sanki birinin kanı birleşmiş elleri aracılığıyla diğerinin gövdesine geçiyor gibi geliyordu; bu eller hayatlarının kaynadığı ateşli bir yuva haline geliyordu. Gecenin ve süregiden kederli sessizliğin ortasındaki bu hiddet dolu el ele tutuşma, Camille’in kafasını suyun altında tutmak için atılmış fazladan bir ağırlık gibiydi.
…talihsiz anne, teskin edilemez dul, asil ve cesur arkadaş; Paris basınını dolaşıp ardından taşra gazetelerine ulaşan bu üçüncü sayfa haberinde yok yoktu.