Spoiler içerir!!!
Martin Eden kimdir?
Hayattan zevk almayı bilen, kendi sınıfında isim yapmış, genç bir denizci. Bir gün burjuvadan bir kız görür, aşık olur. Ona erişebilmek için köklü bir değişime girer. Sigarayı, alkolü ve küfürü bırakır. Kültür seviyesini yükseltmek için gece gündüz çalışır. Çok okur çok öğrenir ve nihayet burjuvanın aslında içi boş bir sınıf olduğunu farkeder. Yazar olmak için uğraşır. İlk başlarda kimse onu ciddiye almaz. Yazıları geri döner. Borçlanır aç kalır en sevdiği bisikleti, daktilosu ve takım elbisesi sürekli rehinden rehine gezer. Sevdiği kız da dahil kimse ona inanmaz. “Gerçek” bir iş bulması gerektiğini söylerler. Ancak Martin pes etmez. Herkesin onu terkettiği bir dönemde yazıları yayınlanmaya, kitapları basılmaya başlar. Tanınmış ve zengin birisi olur. Yazmayı bırakır. Eski yazdıklarını elden çıkarmak için onları yayınlatır. Ünlü olmadan önce onu hiçe sayan herkes - işi yok diye onu istemeyen Ruth ve burjuva ailesi bile - peşinde dolaşmaya başlar. Ama artık bunlar onu heyecanlandırmaz. Çünkü Martin aslında bütün bunların bomboş şeyler olduğunun farkına varır. Artık ne tanınmışlığın ne de paranın önemi vardır. Hayattan zevk almamaya başlar ve kendini o en sevdiği denize bırakır.
Martin Eden’in hayatından öğrendiğim iki konu var. İlki, istedikten sonra her şey mümkündür İkincisi, çok öğrenip çok düşünürsen aslında hiç bir şeyin o kadar da önemli olmadığını anlarsın ve mutsuz olursun
“Geçmişte yapılıp bitirilmiş işlerdi onlar! Ve şimdi siz bana yemek veriyorsunuz; oysa o zaman beni açlığa terk edip evinize gelmemi yasakladınız, bir iş bulmadığım için beni lanetlediniz. Oysa o işlerin hepsi yapılmış, o şiirler, hikayeler, hepsi yazılmıştı. Ve şimdi, konuştuğumda, dudaklarınızın ucuna gelen ifade edilmemiş düşüncelerinizi dizginleyip