"YAŞANMIŞ BİR HİKAYEDEN ALINTI"
Şekeroğlan
Her şey, aynı dilde konuşabildiğimizi sandığım o büyüleyici cümlelerle başladı. Kelimelerin arkasına gizlenen o edebi zarafet, kurak geçen yılların ardından kalbime sızan bir umut gibiydi. Bir şans vermek, hayatı pencerelerinden içeri buyur etmek ve belki de ilk kez güvenle yaslanabileceğim bir yuva kurabilmek istemiştim. Ancak insan, bazen ruhunu iyileştireceğini sandığı kelimelerin, aslında derin bir yetersizliğin maskesi olduğunu geç fark ediyor.
Zaman geçip de ardındaki gerçeklikle yüzleştiğimde, karşımda duran şey bir sığınak değil, kendi sınırlarına sıkışıp kalmış bir hayatın öfkesiydi. Hayatın ona sunduğu dar kavislerin içinde, geçmişin ve şimdinin faturasını etrafına kesen bir ruh vardı orada. Kendi dünyasında bir çıkış yolu bulamamış, ailesiyle, bağlarıyla ve en önemlisi kendisiyle küs bir hikayenin başkahramanıydı.
Asıl ağır olan neydi biliyor musun? Beni sevdiğini sandığım o insanın gözlerinde, sevginin kırıntısını bile bulamayışım. O beni hiç sevmedi. Kendini denedi belki ama başaramadı. Çünkü onun kalbindeki yerimi, zamanla kapkara bir gölge gibi büyüyen o yıkıcı duygu ele geçirmişti: Hasetle karışık bir kıskançlık, bitmek bilmeyen bir yarış.
Oysa benim hikayem de dikensiz bir gül bahçesi değildi. Erken yaşta sırtlandığım viran bir geçmişin içinden, tırnaklarımla kazıyarak çıkmıştım. Hayatın getirdiği tüm fırtınalara rağmen bir evladı pırlanta gibi büyütebilmiş, gecemi gündüzüme katıp çalışarak kendi ayaklarım üzerinde durduğum güvenli bir liman yaratmıştım. Eğitimsiz kalmamış, emek vermiş, kendime ait huzurlu bir düzen kurmuştum. Sevdiklerimle, ailemle, dostlarımla kurduğum o samimi, şeffaf ve dürüst bağlar hayatımın en büyük zenginliğiydi.
İşte o, tam olarak bu noktada beni bir hayat arkadaşı, bir kadın