hayalcinin tam bir tarifini vermek gerekirse, insandan çok, ana kademede bir yaratık demek yerinde olur. oturmak için çoğu zaman cehennemin bucağındaki yerleri seçer. gündüz ışığından kaçmak istiyormuş gibi, oralara sığınır. bir köşeye yerleşince de sümüklü böceğin duvara yapışması gibi ayrılmak bilmez. evciğiyle birlikte yaşayan kaplumbağaya benzer.
"şu göğün altında çeşit çeşit hırçının, huysuzun bulunması mümkün mü?" diye sormaktan kendini alamıyordu. bu soru da salt genç işi, burcu burcu gençlik kokan bir sorudur aziz okuyucum.
tanrı bu sorunun sizin aklınıza da sık sık gelmesini nasip etsin.
bir hayal gerçeğin kıyısından geçtiğinde, iki göz bir mahremde buluştuğunda, iki el birbirini bulduğunda, iki kalp birbirine dokunduğunda bu dünyada bitmemiş ümitler adına bir çiçek daha açar ve umutsuzluk bir adım geri atar, bu coşkun yüreğin zaferidir ve insanın karanlıkta atabileceği yegâne adımdır.
hala içim sızlıyordu. her şeyi acıyla öğrendiyseniz mutluluktan da içiniz sızlar.