Peki en azından nefes alabilecekler miydi acaba, kendi dünyalarında kendi mücadelelerini verebilecekler miydi? Hayır, böyle olağanüstü zamanlarda tek bir mücadele vardır, bir canavar gibi büyüyüp serpilen devasa bir mücadele, onun adı da devrimdir, o canavar her şeyi önüne katıp süpürür, kimini mideye indirip yavaşça sindirir, kimini de tarihin dışına sürgün eder, yani karanlık zindanlara ve unutuluşa.
İnsanlar bir yerden bir yerlere gidiyor gibiler ama aslında kaybolmuşlar, biz de kaybolmuşuz, çocukluktan beri arşınladığımız, her santimini bildiğimiz o yollarda yönümüzü yitirmiş gibiyiz.
Fikret bir hikayenin ana karakteri olmak, bilinmek ve tanınmak isteyen bir karakter. Hepimizin zaman zaman hayalini kurduğumuz gibi "beklenen" kişi olmak, alkışlarla karşılanmak ve bir davanın kilit insanı olmayı arzuluyor. Ama kendisinin de içten içe fark ettiği ama kabullenemediği üzere Fikret sıradan biri. Gerçekleştirmek için kendini yırttığı idealleri, dünyaya karşı büyük bir nefret ya da sevgisi yok. Akışta sürüklenip giderken ihtimallerde boğulan ve genelde anın zevkini kaçırıyor, bir şeylerin değerine ancak üstünden uzun zaman geçtikten sonra bir gün evde hasta yatarken farkına varıyor. Kendimle özdeşleştirdiğim, parmak bastığı hislerle beni açıkçası inciten bir kitap oldu Uyku Krallığı. Bir geçmiş bir günümüz bir hayal dünyası derken kafa karıştırıcı olmasını bekliyordum ama Kerem Eksen o kadar incelikle yazmış ki hiç zorlanmadım okurken. Ülkede yaşanan karışıklıklar, ölümler, hevesler hepsi için çok güzel düşünceler vardı. Boş vakitlerinizde bile olsa azar azar okuyarak çok zevk alacağınıza eminim.