Çünkü bana işkence edenler de, birkaç ruh hastası bir yana, bunu sadece zulüm olsun diye, zevk almak için yapmıyorlar... Vazife diye başlamışlar... Ruhunu, ekmek parasına satan her insan gibi yavaş yavaş alışmışlar, birer makine haline gelmişler.
Sayfa 129 - Türkiye İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Peki en azından nefes alabilecekler miydi acaba, kendi dünyalarında kendi mücadelelerini verebilecekler miydi? Hayır, böyle olağanüstü zamanlarda tek bir mücadele vardır, bir canavar gibi büyüyüp serpilen devasa bir mücadele, onun adı da devrimdir, o canavar her şeyi önüne katıp süpürür, kimini mideye indirip yavaşça sindirir, kimini de tarihin dışına sürgün eder, yani karanlık zindanlara ve unutuluşa.
İnsanlar bir yerden bir yerlere gidiyor gibiler ama aslında kaybolmuşlar, biz de kaybolmuşuz, çocukluktan beri arşınladığımız, her santimini bildiğimiz o yollarda yönümüzü yitirmiş gibiyiz.
Sadece belirli bir ışıkta parlayan ahmak altını değilsin sen. Neye dönüşürsen dönüş, kendinden nasıl birini çıkarırsan çıkar, bil ki sen hep oydun. O senin içinde daima vardı. Cambridge'de değil. Sende vardı. Altınsın sen. BYU'ya dönmek, hatta geldiğin o dağa dönmek, kim olduğunu değiştirmez. Başkalarının seni nasıl gördüğünü, hatta senin kendini nasıl gördüğünü değiştirebilir- altın bile bazı ışıkta donuk görünür- ama asıl o bir yanılsamadır. Her zaman da yanılsamaydı.
Muasır benim düşünce şeklime fazla yakın. Aklı selim bir insan neden kendi partisinin yayınını okusun ki? Siyasi rakiplerinin neden bahsettiğini takip etmek çok daha akıllıca.