Ve zaten aşkı sadece yalanın ateşlediği ve sadece ıstıraplarımızın bize acı çektiren kişi tarafından dindirildiğini görmek ihtiyacımızdan ibaret olduğu bir dünyada nasıl olur da yaşamaya cesaret edebilir, kendimizi ölümden sakınmak için kılımızı kıpırdatabiliriz ki?
Aldatılmış olduğu düşüncesi insana yakıcı bir sözle zerk edildiğinde çok düşük dozda dahi öldürücü olabilecekken aynı düşünceyi, kuşku formunda olunca her gün çok yüksek miktarlarda sindirebiliyoruz.
Aşk; birine yönelik böylesi bir kaygı nöbetinden, onu tutabilecek miyim yoksa kaçıp gidecek mi belirsizliğinden doğunca kendisini yaratan o altüst oluşun izini taşır, o kişiyi düşündüğümüzde o âna dek gözümüzde canlananların pek azı kalır hatırda.