Kuran’ın emir ve yasaklarını net bir dille sosyolojik, psikolojik, felsefik ve kültürel açıdan yorumlayarak çok güzel ortaya koyması nedeniyle şiddetle tavsiye ediyorum. Tek baş ucu kaynağımızın Kuran olması gerekliliğini güzel bir şekilde örneklerle açıklaması da cabası…
Bir şey çoğunluğa doğru görünüyorsa, o şeye doğru deriz. İnsanlar bir fikrin genel kabul gördüğüne ikna olurlarsa, onu derhal benimsemeye eğilimlidirler.
Farabi ve İbn-i Sina’ya göre, insanlar filozoflar, seçkinler ve avam olmak üzere üçe ayrılırlar. İbn-i Sina, bunlar arasındaki en yüksek bilgi algılayışına sahip olan filozofların tanıtlamayla, orta derecedeki bilgi algılayışına sahip olan seçkinlerin diyalektikle ve zayıf bilgi kavrayışı olan avamın da retorikle (hitabet) tatmin edilebileceğini savlar. Zira İbn-i Sina’ya göre avam kesin bilgiyi kavrayamadığından tanıtlamaya ayak uyduramaz. Dahası avam, gerçek ve doğruya uygun bilgi veren tanıtlamayı ve retoriğe (hitabete) oranla tanıtlanmaya daha yakın olan diyalektiği kavrayamamakla kalmaz, onları birer safsata olarak algılar. Avam, tanıtlamayı ya da diyalektiği, doğru olana değil de güce dayanarak iş görenle aynı kefeye koyar. Bu yüzden İbn-i Sina, düşünceye dayanan arı akılla yani tanıtlama veya diyalektikle kavrayamayacak durumdaki yönetilen kişiye rektörikle (hitabetle) ulaşılabileceğini belirtir.