...Doğa öyle bir uyandırıyor ki ruhun aklını,
Sessizliği ve güzelliğiyle öyle etkiliyor,
Öylesine âli düşüncelerle besliyor ki bizi
Ne kem gözler, önyargılar,
Ne bencil insanların sinsice gülüşleri,
Ne nezaketsiz selamlar
Günlük yaşamın kasvetli ilişkileri
Bizde hüküm sürecek
Onlar bozamayacak artık
Bizi saran her şeyin kutsandığına duyduğumuz
O coşkun inancımızı
Bir zamanlar beni aydınlatan o nur,
Şimdi alındıysa sonsuza dek gözlerimin önünden, ne olur?
Hiçbir şey geri getirmese de
Çiçeğin parlak olduğu anı
Ve çimlerin ihtişamlı zamanını;
Üzülmeyeceğiz, ne de olsa
Yeniden kuvvet bulacağız geri kalanda.
"Salaklık aslında hareket etmeyen sabit bir şey, ona saldırmanın tek koşulu ona çarpıp bir yerlerinizi kırmak... İskenderiye'de Pompeius Sütunu'nu ziyarete gidin, Sunderland'den gelen Thompson adlı bir gerizekalı, sütuna, kocaman harflerle ismini kazımıştır. Öyle ki Thompson ismi dört yüz metre uzaklıktan bile seçilebilir. Sütunu, Thompson ismini görmeden, dolayısıyla da Thompson ismini düşünmeden görmek imkansızdır. Bu dangalak, sütunun bir parçası haline gelmiştir ve sütunla birlikte ismini ölümsüzleştirmiştir. Ne diyorum ben yahu? Bu dangalak
o koca harflerin ihtişamıyla birlikte sütunu rezil etmiştir... Bütün embesiller az çok Sunderland'li Thompson gibidirler. İnsan, en güzel yerleri ziyaret ederken ve en harika manzaraların önündeyken nice nice Thompson'lar görür... ama onları görüp yoluna devam edebildiği için gülüp geçebilir. Oysa gündelik yaşamda insanı çileden çıkarır bu Thompson'lar."