yorma be adam
Ben babamı anlamamıştım, o da benim kim olduğumu bir türlü çıkartamamıştı. Ben onu tanımıyordum, o da evdeki bu yabancının kökenini Camus'de aramayı bırakmamıştı.
Sayfa 18·Kitabı okuyor
1K
Saplantılısın be Frida'cım.. öyle bir adam sevilir mi be
Hiç bebeğim olmazsa ölürüm ben. Bazen pes etmek geliyor içimden ama Diego'yu çok seviyorum ve bu bana güç veriyor, Lucienne. Sen hariç hiç kimse anlamıyor beni. Neyim ben, Lucienne? Değersiz, eskimiş, paslı bir boru. Metruk bir ev, boş...
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Diyelim ki insanlardan kaçınıyorum. Gerçekten de kimse benimle alay etmiyor, kimse beni eleş-tirmiyor. Çünkü ortada yokum. Görünmeyince eleştirilmezsin. Görünmeyince reddedilmezsin. Görünmeyince incinmezsin. Ama aynı zamanda görünmeyince temas da olmaz. Bir Düşüşün Anatomisi" isimli filmde güzel bir örnek var. Filmin baş kahramanlarından biri olan adam bir türlü romanını yazamıyor, bir yapıt ortaya koyamıyor. Ama yazmadığı sürece "başarısız yazar" da olmuyor. Yazmadığı sürece eleştirilmiyor. Yazmadığı sürece yetersizliği açığa çıkmıyor. Yazmamak onu geçici olarak koruyor. Ama aynı zamanda hayatını da kilitliyor. Adamda hep büyük bir potansiyel var; "Büyük bir romancı olacak!" potansiyeli. Ama romanı bitirip ortaya koymuyor. Niye? Çünkü o zaman eleştirilmiyor. Yanlış da yapmamış oluyor. Ama bunun diğer ve daha da önemli bir sonucu șu: Adam, eleştirilecek bir şey yapmamak için kaçınma davranışı gösterdiğinde be-genilecek bir şey yapma imkânını da elinden kaçırıyor. İşte bu, sabotajın davranışsal düzeyi. "Kaçınma" dediğimiz şey sabotajı hayata geçiren temel mekanizmadır.
Alıntı
Tanrı'ya yalvarıyorum, siz de yalvarın be- nimle, günahlarımızdan pişman olalım. Sizden, hepinizden, burada, bu basit kilisede Tanrı'nın huzurunda diz çökme- nizi ve benimle birlikte tövbe duasını okumanızı istiyorum. O, orada, mihrapta, insanoğluna karşı sevgiyle yanmakta- dır, sıkıntıda olanların yardımına koşmaya hazırdır. Kork- mayın. Günahlarınız ne kadar çok ve ne kadar kötü olursa olsun, tövbe ederseniz bağışlanırsınız. Hiçbir dünyevi utanç sizi engellemesin. Tanrı gene günahkârın sonsuz ölümü- nü değil, doğru yola dönüp yaşamasını isteyen merhamet- li Tanrı'dır. - O sizi Kendine çağırıyor. Siz O'nunsunuz. O sizi bir hiç- ten yarattı. O sizi ancak bir Tanrı'nın sevebileceği gibi sevdi. Siz O'na karşı günah işlediyseniz bile sizi kucaklamak için kolları açıktır. O'na gel, zavallı günahkâr, boşunalığı, yanlış- ları içindeki zavallı günahkar. Kabul zamanı şimdidir. Saat gelip çatmıştır.
Sayfa 189 - İletişim·Kitabı okuyor
Dün- yanın süprüntüleri, birkaç maden parçası, boş şerefler, be- denin rahatlığı, sinirlerin gıcıklanması uğruna cennetteki mutluluğu kaçırdıklarını düşündükçe nasıl köpürüp öfke- leneceklerdir kimbilir. Pişman olacaklardır elbette: Vicdan kurdunun ikinci iğnesi de budur zaten, işlenen günahların geç kalmış ve faydasız pişmanlığı. Kutsal adalet bu sefil za- vallıların akıllarının her zaman suçlu bulundukları günah- larla uğraşmasında diretir ve üstelik de, Aziz Augustine'in de söylediği gibi, Tanrı bunlara kendi günah bilgisini de ve- recektir, günah onlara Tanrı'nın kendi gözlerine göründüğü gibi bütün iğrenç kötülüğüyle görünsün diye. Günahlarının pisliğini görecek ve pişman olacaklar ama artık geç, sonra el- lerine geçirip kullanmadıkları iyi fırsatlar için ağlayacaklar- dır. Vicdan kurdunun sonuncu ve en acı iğnesi budur. Vic- dan diyecek ki: Pişmanlık getirecek zamanın da, fırsatın da vardı, ama tövbe etmedin. Annen, baban seni dindar yetiş- tirdiler. Kilisenin törenleri, inayeti, endülüjansları sana yar- dımcıydı. Tanrı'nın vekili sana vaaz veriyor, yoldan çıkınca seni çağırıyor, ne kadar çok ve kötü olursa olsun günahla- rını bağışlıyordu, sadece günah çıkarman ve pişman olman gerekti. Ama hayır. Tövbe etmedin. Kutsal dinin vekilleriy- le alay ettin, günah çıkarma hücresine sırt çevirdin, günah çamurunda gittikçe derinlere batarak yuvarlandın durdun. Tanrı seni çağırdı, tehdit etti, senden O'na dönmeni diledi, Ne büyük utanç, ne büyük bir sefillik! Evreni Yöneten sen- den, çamurdan bir yaratıktan, seni yaratan O'nu sevmeni ve O'nun yasasına uymanı rica etti. Ama hayır. Dinlemedin so- zünů. Ve şimdi, eğer hala ağlayabiliyorsan, bütün cehenne mi gözyaşlarınla sele boğsan bile, bütün bu pişmanlık denizi ölümlü hayatında gözünden damlayacak bir tek gerçek piş-
Sayfa 184 - İletişim·Kitabı okuyor
Üç KİŞİLİK ÖRGÜT Dördüncü sınıfı okutuyordum. Ders yılı sonunda bir gün koridor­da beşinci sınıf öğretmenlerinden birine rastladım. Ağlamaklıydı. "Ne ol­du, hoca?" diye sordum. "Benim öğrencilerden biri kaza geçirmiş. Hastanede." "Kötü mü durumu?" "Yok. Yakında iyileşecek." "Üzülme öyleyse," dedim. "Üzülme olur mu?" dedi. "Gitti kızın bir yılı. İki gün sonra sınavlar başlıyor; giremeyecek. Bütün dersleri 'Pekiyi'. Sınıfın en çalışkan, en zeki öğrencisiydi. Sınavlara giremeyince de sınıfta kalacak. Yazık. Önümüzdeki yıl sen okutursun artık. Sen beş yıl çalış, o yokluklar, yoksulluklar içinde pırıl pırıl bir öğ­renci ol, sonra durup dururken bir kaza geçir, tam diplomanı alacakken git­sin bir yılın! Olacak iş değildi. "Kız diplomasını alacak," dedim. "Sen bana bırak." İki gün sonra benim çocuklardan birini yakaladım, beşinci sınıf yıl sonu sınavlarının yapıldığı odanın kapısına götürdüm. "Bekle burada," dedim. İçeri girdim. Bizim öğretmen orada. Öğrenciler de. Bir başka öğret­men de, "mümeyyiz" olarak gelmiş. Yanına gittim. "Hoca," dedim, "benim işim yok. Sen git istersen. Yerine bakarım." "Hay sen çok yaşa," dedi hoca. Çekti gitti. Benim öğrenciyi sınıfa aldım. Arka sıralardan birine oturttum. Sınav kağıtları dağıtıldı. Kağıda kaza geçiren kızın adını yazdırdım. Sonra yanıtları. Yaptığım düpedüz sahtekarlıktı. Ama küçük bir kızın yaşamından pisi pisine, göz göre göre bir yıl çalınmasına da yüreğim elvermiyordu. Benim öğrenci bütün sınavlara girdi. Kaza geçiren kız da sınıfı geç­ti, mezun oldu. Beşinci sınıf öğretmeninden, benden, bir de benim öğrencimden oluşan "üç kişilik örgüt"ün "operasyon"u başarıyla tamamlanmıştı. On gün kadar sonra Müdürün, Hikmet Beyin odasında oturuyor­dum. Üstü başı perişan bir adam girdi içeri. "Müdür Bey," dedi, "bizim kızın durumu ne
Sayfa 217·Kitabı okuyor