"Kardeşler," dedi, "bu iş bizim başımıza nasıl olsa gelecekti. Biz uzun yıllar çalışkanlığımız, mutluluğumuz, mutlu ülkelerimizle övünmekten başka bir şey yapmadık. Böyle mutlu yaşarken, başımıza gelecek böyle bir bela için hiçbir önlem düşünmedik. Oysaki çok vaktimiz oldu, yan gelip yattığımız günler oldu, başımıza gelecek belalara karşı önlemler düşünebilirdik, sellere, yağmurlara, dolulara, karlara, depremlere karşı nasıl önlemler düşünmüşsek, fillere karşı da bir umarını bulabilirdik, olmadı, işte köle, işte tutsak olduk.
Karıncalar da orada, ormanın ortasındaki alanda yemeden, içmeden, uyumadan üç gün üç gece tartıştılar, konuyu didik didik ettiler. Hiçbir umarlanı olmadığını anladılar, ya sultanın dediklerini yerine getirecekler, ya da toptan öldürüleceklerdi. Filler güçlüydü, büyüktü, bir tek fil belki milyarlarca karınca büyüklüğündeydi. Onlara nasıl karşı çıkabilirler, nasıl isteklerini yerine getirmeyebilirlerdi!
Dayanmaz" dedi sultan. "İyi ki görmüyor, duymuyoruz."
"Zaten bütün yaratıklar görselerdi, duysalardı savaşı, bütün yaratıklar duyabilselerdi savaş çığlıklarını bu dünyada savaş olamazdı. Savaşın iğrençliği bilinmeyen bir şeydir de... Savaşın kötülüğü saklanan bir şeydir de, yaratıklar onun için kabul edebiliyorlar savaşı."