Hücremin nemli duvarına kaşığın sapıyla bir martı resmi çizmiştim. Kanatlarını alabildiğine açmış, kocaman, özgür ve korkusuz bir martı. Günlerimi ona bakıp, başkaldırmanın, zulme boyun eğmemenin, direnmenin ne demek olduğunu düşünerek geçiriyordum. Zulme karşı direnmeyen insan önce onurunu ve öz saygısını yitiriyordu. Yüzlerine sinsi, işbirlikçilere özgü kirli bir ifade yerleşiyordu.
“Şimdi gidiyor musunuz sayın Başkan?”
“Evet, biraz sonra!”
“Ama ne yazıkki yenilmiş olarak ayrılıyorsunuz bu adadan!”
“Ne demek yenilmiş?”
“Evet sayın Başkan, söylediklerim çok açık, yenildiniz.”
Başkan da sinirli bir ses tonuyla, “Kim yenmiş beni küçük hanım?” diye sordu.
“Martılar!” diye cevap verdi Lara, “ başınızı kaldırıp bakın, sizin alay ederek gökyüzünde uçuyor ve sizi bu adadan sepetliyorlar.”
“Bırak psikoloji, karakter, insan ilişkileri, eylemlerden çıksın. Kelimeleri güzelleştirerek ya da şiddetlendirerek, güzel tasvirlerle insan hallerini anlatmaya kalkma. Sen eylemi anlat, gerisini okur kafasında tamamlasın.”