Simyacı, bence her yaşa her kesime hitap eden bir kitap. Okuyucuya kişisel menkıbesini bulmasını ve bunun için çaba sarf etmesini aktarmak isteyen bu roman, aynı zamanda kişisel menkıbesi üzerine gerçek anlamda yoğunlaşanların yaratıcı tarafından yalnız bırakılmayacağını da belirtiyor. Dünya edebiyatının önemli eserlerinden olan bu romanı okurken yazarın sade dili ve üslubu sayesinde bir okuyucu olarak anlamakta zorlanmadım. Kitap Endülüslü çoban Santiago’ nun üst üste gördüğü rüya sebebiyle her şeyini bırakıp bir yolculuğa çıkmasını konu almış.
Kitapta ele alınan konu aslında gündelik yaşantımızla bağdaştırabileceğimiz birçok meseleyi içeriyor. Örneğin, Santiago’ nun çıktığı bu yolculuk için bir nevi bizim hayattaki mutluluğu arama serüvenimiz diyebiliriz. Santiago bu yolculukta çevresinden ve ruhundan etkileniyor. Yolculuğunda bazen ihanetle, bazen iyilikle, bazen aşkla, bazen dostlukla karşılaşıyor. Ve bu yolculukta öğrendiği şeyler onun hazinesi oluyor. Aslında aynı şeyler bizim için de geçerli. Biz de mutlu olmak için hedeflediğimiz amaca giden yolda birçok şeyden etkileniyor ve bunlardan ders çıkarıyoruz.
Bunların dışında dikkatimi çeken şey yazarın dinler üzerinde fazlaca durması oldu. ” Yüzleri peçeli kadınlar, yüksek kulelere çıkıp şarkı söyleyen adamlar ” , ” İmansızların tapınmaları ” gibi ifadeler, Hristiyanlıkla ilgili kişi ve örneklerin çokluğu, özellikle Santiago’ nun çalıştığı billuriye dükkanın sahibinin kişisel menkıbesini anlattığı bölüm, bende diğer dinlere karşı eleştirileri olan ve Hristiyanlığı öven bir profil uyandırdı. Yani din konusundaki görüşler, evrensel mesaj veren bir kitap için bence biraz fazlaydı. Ancak bunun haricinde baştan sona kadar akıcı olan, insanların sorunlarına ayna tutan ve asıl mesajı sona saklayan bu kitap bir kere