Benim okuduğum kitap güzel çıkınca günüm güzelleşiyor, içimde kuşlar cıvıldıyor, yaşam motivasyonum artıyor. 😂
İşte geçen ay da böyleydi, bak fotoğraftaki neşeme. :)
Mayıs ayında okuduklarımı anlattım:
youtu.be/2OmJZc9g-zc?si=...
Beden bir kafesti ve bu kafesin içinde bakan, dinleyen, korkan, düşünen ve hayretlere düşen bir şey vardı; bu bir şey beden çıkarıldıktan sonra geriye kalan, ruh idi.
Malma İstasyonu mu, Hayatta Kalanlar mı derken Alex Schulman'la son kitabı 17 Haziran'ı okuyarak tanıştım.
Ne güzel bir tanışma oldu.
Schulman 17 Haziran için en otobiyografik kitabım diyor. Fakat söylemese de bunun 'içeriden' gelen bir hikaye olduğu o kadar belli ki.
Yaşamının zor günlerini geçiren bir öğretmen Vidar. Tam da o dönemde ailesinden kalan kolilerin içinde, çocukluğunun bir dönemini geçirdiği yazlık evlerinin telefon numarasını buluyor. Karşı koyamayarak numarayı tuşluyor ve biz böylece Vidar'la birlikte, 17 Haziran 1986'nın izini sürmeye başlıyoruz.
Kitap boyunca yazarın okura sorduğu soru şu:
Çocukluğunuzla konuşabilseydiniz ona söylerdiniz?
Geçmişi hep biraz sisli hatırlarız, çocukluğumuzun bugünümüz üzerindeki şekillendirici etkisini belki görmezden geliriz. Fakat işte Vidar o puslu geçmişin peşine düşüyor, yüzleşiyor geçmişiyle.
Düşünün telefonun diğer ucunda 8 yaşındaki haliniz var ve korku dolu.
Vidar'ın aslında kendisi olan, telefonun diğer ucundaki 8 yaşındaki çocuk Vidar'ı teselli etme çabası çok içten, çok gerçek, çok tanıdıktı.
Hafıza, anılar, aile, geçmiş, çocukluk, geçmişin bugünümüzü nasıl şekillendirdiği, travmalar ve korku. Korku diyorum çünkü kavga dolu bir evde büyüyen bir çocuktu Vidar ve bunun insanın bütün bir yaşamına mal olan etkisini yaşayan bilir.
Birbirini sevmeyen ebeveynlerle duygusal destekten yoksun olarak olarak büyümenin, büyümeye çalışmanın etkisini çok, çok iyi verilmişti romanda.
Hem de son derece sade bir dil kullanarak. Merakımı da sürekli kamçıladı roman, duygudan duyguya sürükledi beni.
Çok çok sevdim Alex Schulman'ı ve 17 Haziran'ı.
Savaş karşıtı romanlara her zaman ayrı bir ilgim oldu. Bu türü okumayı çok seviyorum ve fırsat buldukça okumaya gayret ediyorum. Kitap dostum Begüm Çakır ’ın tavsiyesi üzerine, sıradaki tüm kitapları öteleyerek bu kitabı okudum.
Başkahramanımız Joe Bonham; herkes gibi arkadaşları olan, sevgilisi bulunan, hayaller kuran, çalışan ve önünde uzun yıllar olduğunu düşünen sıradan bir gençtir. Ancak katıldığı bir savaşta kollarını, bacaklarını, görme, işitme ve konuşma yetisini kaybeder. Kapkaranlık ve sessiz dünyasında, yatağa bağlı şekilde yaşam mücadelesi verir. Buna rağmen zihni açıktır.
Yazar, okurlarını adeta o zihnin içine sokar. Onun çaresizliğine, savaş hakkındaki düşüncelerine ve savaş öncesi anılarına tanıklık ederiz. Birçok kez kendimi onun yerine koyup bir çözüm bulmaya çalışırken yakaladığımı itiraf etmeliyim. Hatta aklıma gelen bazı çözümlerin, kitabın ilerleyen sayfalarında karşıma çıkması beni oldukça şaşırttı.
Bu tür romanları seviyorsanız, bu kitabı da kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Benim için en etkileyici savaş karşıtı romanlardan biriydi.
Yüksekten atıp tutarak kan çığırtkanlığı yapan o cani orospu çocuklarının neden yanıldığını cümle aleme ilan edebilirdi. Bayım, hiçbir şey ölmeye değmez, bundan eminim çünkü öldüm diyebilirdi. Hiçbir lafa kanıp da can vermeye değmez. Yerin ta dibindeki bir kömür madeninde hiç güneş görmeden kuru ekmek ve suyla günün yirmi saati çalışmaya razıyım. Ölmektense öyle çalışmaya razı gelirdim. Yaşamak için demokrasiyi feda ederdim. Yaşamak için bağımsızlığımı da feda ederdim şerefimi de özgürlüğümü de namusumu da. Tüm bunlar sizin olsun, bana yürüme kabiliyetimi geri verin, görme ve işitme duyumu, havayı koklayabileyim yemeğimin tadını alabileyim. Sözleriniz sizde kalsın. Bana hayatımı geri verin. Artık mutlu bir yaşam beklentim yok. Nezih bir yaşam istemiyorum, onurlu bir yaşam da, hür bir yaşam da. Bunları geçtim. Öldüğüm için yalnızca hayata dönmek istiyorum. Yaşamak. Hissetmek. Ayakları yere basan canlı bir varlık olmak. Ölüm nedir öğrendim ama siz var ya, siz ölüm tellallığı yapanlar bile bilmiyorsunuz yaşamın ne demek olduğunu.