Popper'in deyişiyle, Hegel'in hikayesi "soytarı' nın da ne kadar kolay "tarih yapabileceği''ni gösterir. Marksistler, Hegel'in görkemli "uluslar savaşı·nı bir sınıf savaşı olarak yeniden yorumladılar, faşistlerse bundan bir ırk savaşı çıkardılar. Oysa Hegele lazım olan, ona resmi bir kürsü, üniversitede bir iş sağlayacak muktedirlerin himayesiydi.
Poppere göre Hegel, Platon ile totalitarizmin modern biçimleri arasındaki "kayıp halkayı temsil ediyor; her ikisinin devlet, tarih ve ulus tapınmaları düşünülürse. Bu öğreti, devletin her şey olduğunu, bireyin ise hiçbir şey olmadığını savunan öğretidir. "Devlet yeryüzünde varlığını sürdüren İlahi İdedir... Bu nedenle, İlahi olanın yeryüzündeki tezahürü olarak Devlete saygı duymalı ve şunu dikkate almalıyız ki, Doğayı kavramak ne kadar zorsa, Devletin Özünü kavramak ondan çok daha zordur... Devlet, Tanrı'nın yeryüzündeki yürüyüşüdür."
Hegel, öğretmenlerin "çocuklardan sırf itaat için mutlak itaat talep ederek -ki bu durum onları, en önemsiz konularda bile başkalarının iradelerine itaat eder hale getirecektir- ayrıca sevgi ve saygıya gerçekten ait olan şeyi zorla dayatarak onlara boyun eğme ve esaret hissini telkin etmemeleri" gerektiğini de yazar. Öğrenciler, "hizmetkarlar topluluğu" olarak görülmemeli ve dışarıdan hizmetkar gibi görünüp öyle davranmamalılar. "Bağımsızlık eğitimi, gençlerin kendi özgülüklerine ve kendi akıllarına başvurmaya erken alışmalarını gerektirir.'·
... felsefenin diğer Karanlıklar Prensi Machiavelli gibi Hegel de, "büyük bir şey başarmanın ilk koşulu kamunun görüşünden bağımsız olmaktır" tavsiyesinde bulunuyor.
Bunun yerine Hegel, zamanın tinini yorumlayabilen ve buna göre edimde bulunabilen bir Dünya-Tarihsel Kişilik olarak konuşur. "Kamunun görüşünde, her şey doğru ve yanlıştır, ancak ondaki hakikati keşfetmek Büyük Adamın işidir. Bu zamanın Büyük Adamı, zamanının iradesini açığa çıkaran, kendi zamanına bu zamanın istediğini/iradesini söyleyen ve onu gerçekleştiren kişidir."