rê dirêjê rêwî behal û westiya ye...
Behal
İmanı bozuk günah kokulu şiirler derledim. Beş para etmez güzelliğine tanrıyı kurban ettim. Dalga dalga saçlarının kıyısından başladım,boynuma asılı saç tellerinle tabureleri pervasızca tekmelemeye. İşlediğim en büyük günahım. Şeytan bile kıskandı bu günahı. Dılovan DUMAN
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
”Eğer an Türk-i Şirazi bedest ared dil-i mara Behal-i hinduyeş bahşem Semerkant-ü Buhara.” (Eğer o Şîrazlı Türk güzeli bize iltifat eder, aşkımızı kabul ederse, yanağındaki siyah bene Semerkand ile Buhara’yı bağışlarız.) Hafız-ı Şirazi Derler ki Timur ağır vergiler koymuş. Bir hisse de Hafız'a düşmüş. Bunun tenzilini ricâ için saraya gidince Timur; "Hani bir siyah ben için Semerkandı veriyordun" deyince; "Zaten bu cömertliğimiz yüzünden bu hâle düştük" demiş, Timur cevabı beğenip Hafız'ı affetmiş :)
Edebiyat
Ez hal ğura bewa behal
İnşallah güzel çevirebilmişimdir..
Reşşe ez birindar mame Dine ez behal mame Vere serdanam carke Reşşe ez dilbirin mame Esmerim ben yaralı kaldım Deli ben bir hal kaldım Gel bir kere ziyaretime Esmerim kalp yaralı kaldım...
Edebiyat
8 Mart Kadınlar Günü ve bir parça edebiyat.
Eger an Tōrk-i Şîrâzî bedest âred dil-i mâ râ Behâl-i Hindûyeş bahşem Semerkand u Buhârâ. Hafıza atfedilen bu şiirin Türkçesi şöyle tercüme edilebilinir: Eğer o Şirazlı Türk gönlümün isteğini kabul ederse/ Onun tek kara benine Semerkantı ve Buharayı bağışlarım". İtiraz edip hayır oradaki Tōrk (Türk) bir etnisite değil, güzel kelimesinin Farsça karşılığıdır denirse e ona da kabul diyebilirim çünkü kökte kelime yine de bir etnisitedir. Şiirlerde kirpikleriyle oklayıp, gözleriyle öldüren vahşi güzellere en son Atsız'da rastladık: Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin. 8 Mart için yazıyorum bunları... Kadınlarımızı hep güçlü görmek istiyorum, hep güzel, hep dik başlı, hep en önde. Türk kadınının son yıllarda sürekli öldürüldüğü, kaçırıldığı, gözden düşürüldüğü aklıma geliyor da eskiler mi daha romantikti demekten kendimi alamıyorum. Gevherîye atfedilen bir şiir bilirim, kaç asır evvel şunları yazıp kadını bir af makamı, bir bahar mevsimi olarak nitelemesi mükemmeldir bence; Merhamet kıl kaşı keman Ehl-i imâna benzersin Salınıp gezdiğin zaman Servi revâna benzersin Mâh yüzünden nur saçılır Gerdanda zemzem içilir Türlü çiçekler açılır Baharistan'a benzersin Gevheri metheder seni Yaş yerine döker kanı Gel mahzun etme beni Ulu divana benzersin... Peyami'nin kadın-erkek münakaşası hakkında bir makalesi ile bu faslı bitirip 8 Martı biraz edebiyat parçalamak suretiyle kutlamış olayım: Bir baba kız tanıyorum. İkisi de münevverdir. Baba bir profesör, kız Amerikan Kolejini okuyup bitirmiş. Babası dünya hâdiselerine pek meraklı. Sabah ve akşam gazetelerini okuduktan başka, çok defa gece yarılarından sonraya kadar radyonun başından ayrılmaz. Misafirleriyle politika, harp ve sosyoloji meseleleri konuşur. Fakat kızı bilâkis bütün bu