Eger an Tōrk-i Şîrâzî bedest âred dil-i mâ râ
Behâl-i Hindûyeş bahşem Semerkand u Buhârâ.
Hafıza atfedilen bu şiirin Türkçesi şöyle tercüme edilebilinir: Eğer o Şirazlı Türk gönlümün isteğini kabul ederse/ Onun tek kara benine Semerkantı ve Buharayı bağışlarım". İtiraz edip hayır oradaki Tōrk (Türk) bir etnisite değil, güzel kelimesinin Farsça karşılığıdır denirse e ona da kabul diyebilirim çünkü kökte kelime yine de bir etnisitedir. Şiirlerde kirpikleriyle oklayıp, gözleriyle öldüren vahşi güzellere en son Atsız'da rastladık:
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin.
8 Mart için yazıyorum bunları... Kadınlarımızı hep güçlü görmek istiyorum, hep güzel, hep dik başlı, hep en önde. Türk kadınının son yıllarda sürekli öldürüldüğü, kaçırıldığı, gözden düşürüldüğü aklıma geliyor da eskiler mi daha romantikti demekten kendimi alamıyorum. Gevherîye atfedilen bir şiir bilirim, kaç asır evvel şunları yazıp kadını bir af makamı, bir bahar mevsimi olarak nitelemesi mükemmeldir bence;
Merhamet kıl kaşı keman
Ehl-i imâna benzersin
Salınıp gezdiğin zaman
Servi revâna benzersin
Mâh yüzünden nur saçılır
Gerdanda zemzem içilir
Türlü çiçekler açılır
Baharistan'a benzersin
Gevheri metheder seni
Yaş yerine döker kanı
Gel mahzun etme beni
Ulu divana benzersin...
Peyami'nin kadın-erkek münakaşası hakkında bir makalesi ile bu faslı bitirip 8 Martı biraz edebiyat parçalamak suretiyle kutlamış olayım:
Bir baba kız tanıyorum. İkisi de münevverdir. Baba bir profesör, kız Amerikan Kolejini okuyup bitirmiş. Babası dünya hâdiselerine pek meraklı. Sabah ve akşam gazetelerini okuduktan başka, çok defa gece yarılarından sonraya kadar radyonun başından ayrılmaz. Misafirleriyle politika, harp ve sosyoloji meseleleri konuşur. Fakat kızı bilâkis bütün bu