XIV. yüzyıl. Şîrâz'da bir yetim hamur yoğuruyor fırında. Un, su ve maya küçük ellerde şekilleniyor. Fakat biliyor ki çocuk, nar olmaz hamur ateşle tanışmadan. Şiir "ekmek gibi azizleşmez" dağlanmadıkça. Hem hafızasını kutsal sözle boyamalı ki içine sadece inciler koysun. Hem Hafız olsun hem şair ve "Evden putu çıkar ki sevgiliye konak yap. Evlerinde sevgiliyi misafir etmek sevdasına kapılanlar orada başkasını ağırlamaya devam ediyorlar. Sevgilinin gelmesine imkân mı var!" desin. Şemseddin Muhammed olsa da asıl adı, ilahî kelamı taşıyor diye ruhunda, âlemde Hafız bilinsin. Timur, "Ey Hafız! Yoksulum diye vergiden muaf tutmamı istiyorsun seni; ama bir yandan da sevgilinin yüzündeki bene Semerkand ve Buhara'yı bağışlıyorsun!" diye gülümsesin vururken onu kendi okuyla: "Eğer an Türk-i Şîrazî bedest âred dil-i mârâl Behâl-i hinduyeş bahşem Semerkand ü Buhârara" (Eğer o Şîrâzlı Türk gönlümüzü tutsak ederse, yanağındaki siyah ben için Semerkant'ı ve Buhara'yı verirdim.) Ve Hafız da gülümsesin Timur'a: "Böyle cömert olduğumuzdan bu hâllere düştük!" derken.
“Eger ân Türk-i Şirâzi bedest âred dil-i mârâ,
Behâl-i hindûyeş bâhşem Semerkand-ü Buhârâ”
(Eğer o Şirazlı Türk kızı, bana gönlünü verecek olursa,
Yüzündeki bir ben için Semerkand ve Buhara'yı verirdim)
- Hafız-ı Şirâzi
Egerân Türk-i Şirâzî bedest âred dil-i mârâ Behâl-i hindûyeş bahşem, Semerkand ü Buhârâ-râ.
Eğer o Şirazlı Türk kızı bize gönlünü verirse Yüzündeki bir ben için Semerkand ve Buhara'yı feda eder, verirdim..
Eger ân Türk-i Şirâzî bedest âred dil-i mârâ
Behâl-i hindûyeş bahşem, Semerkand ü Buhârâ-râ?
Eğer o Şirazlı Türk kızı bize gönlünü verecek olursa
Yüzündeki bir ben için Semerkand ve Buhara'yı verirdim..