sus, kimseler duymasın
duymasın, ölürüm ha
aymışam yarı gece
seni bulmuşam sonra
seni, kaburgamın altın parçası
seni, dişlerinde elma kokusu
bir daha hangi ana doğurur bizi?
ahmed arif.
durgun bir su gibi aktı mı yaşamak
ve zaman uysal bir kısrak gibi dinginleşti mi
anısız kalınmıyor artık ne yapılsa
kuşatıyor yolları, aşkı ve ömrü
bekleyişleri kemiren çakal sesleri
oysa bütün köprüler yakılmalı ayrılık vakti
ve herhangi bir şeyle eşit olmaksızın
yollara düşülmeli habersiz ve sessiz
çürük bir diş gibi kanırtıp kentleri
dünyanın ağzını kanlar içinde bırakmalı
ahmet telli.
zaten anlatmak istediğim bir şey var, bin bir şekle sokup söylemek arzusuyla yandığım bir tek şey: o da sizi sevdiğim. bunun dünyanın teşekkülünden beri kaç milyar defa tekrar edildiğini unutmuyorum, fakat siz söyleyin, canlılığından bir şey
kaybetmiş mi? kâinatta hiçbir mevcudun olamayacağı kadar taze ve olgun değil mi? bu öyle bir kelime ki, doğuyor ve doğuşuyla beraber kemali de içinde getiriyor. sizi seviyorum... başka ne söyleyeyim?