gerçekten bize ait olan, er veya
geç bizim olur. bu yüzden, senindi benimdi cinsinden bütün hasisçe kaygılar değersizdir. yapmamız gereken tek şey yolumuza devam etmektir; bize ait olan birlikte gelir, bizimle beraber yürümeyeninse," -burada durdu ve derin bir nefes aldı- "bizi durdurmasına izin vermemeliyiz.
“vatan nedir biliyor musun safiye? vatan, bunların hiçbirinin olamayacağı yerdir.”
“sana ne oldu sait?”
“hiç. hiçbir şey. sadece sordum. ben gerçek Filistin’i arıyorum; anılardan, tavus kuşu tüylerinden, bir evlattan, kurşunların merdivenlere bıraktığı izlerden fazlası olan Filistin’i. sadece kendi kendime diyordum ki: halit için Filistin nedir? o, vazoyu veya resmi, merdivenleri, halisa’yı ya da haldun’u bilmiyor. ama yine de onun için Filistin, bir insanın uğruna silah kuşanıp ölmesine değer bir şey. bizim için, senin ve benim için Filistin sadece, anıların tozlarının altına gömülmüş bir şeyi aramak demek. o tozların altında ne bulduğumuza bir bak. daha fazla toz. vatanın sadece geçmiş olduğunu düşünmekte hatalıydık. halit için vatan gelecek demek. işte bu noktada farklılaştık ve işte bu yüzden halit silah kuşanmak istiyor. halit gibi on binlercesi, kendi yenilgilerinin derinliklerinde zırhlarının ve kırılan çiçeklerin kalıntılarını arayan insanların gözyaşlarıyla durdurulamaz. halit gibi adamlar geleceğe doğru bakıyorlar, bu nedenle bizim hatalarımızı ve tüm dünyanın hatalarını düzeltebilirler. dov bizim utancımız, halit ise sürüp gidecek onurumuz. sana en başından gelmememiz gerektiğini, çünkü bunun bir savaşa yol açacağını söylememiş miydim? hadi gidelim!”
aslında savaş da değil ama düşmanlık, doğrusunu söylemek gerekirse... hasmımızla sürüp giden bir mücadele. savaşta, barış rüzgârları tarafları ara vermeleri, ateşkes yapmaları, sakinleşmeleri, inzivaya çekilmeleri için bir araya getirir. ancak, sürekli olarak silah sesleri arasında mucizevî bir biçimde yürüdüğünüz, daima bir kurşun atımı kadar yakın olan düşmanlıklar söz konusu olduğunda, durum böyle değildir.