Behzat Ç. kalkıp pencereyi açtı. Kuru soğuğu çekti ciğerlerine. Basık tavanlı havasız odalarda, 216 üstüne 216 yakarak geçen yirmi iki yılı düşündü. Bin beş yüz ölü, iki bini ağır üç bin yaralı görmüştü. Arkasına bakmadan koşarak uzaklaşmak istiyordu ama gidecek yeri yoktu. Bilanço biraz ağır da olsa hayatta bildiği tek iş cinayetti.
Gel zaman, git zaman; Samsun'a vaiz olan hoca bir gün çıkageldi. Merhabalaştık. Hal-hatır sorduk birbirimize. Sonra vaiz anlatmaya başladı: "Durumum çok kötü öğretmen. Geçen haftanın Cuma günü camiye gidiyordum. Partililer yolumu bekliyormuş. Camiye gelmeden tuttular beni... İltifat yağmuruna tuttular. Arkasından bir talepte bulundular. Namazdan sonra camide, hökümetin icraatından konuş... Hükümeti öğ, dinimize ne kadar önem verdiğinden, dinimizi soysuzların elinden kurtardığından... falan... falan bahset; sonra da devlet başkanına, hükümet başkanına dua yaptır dediler.Ben de kızdım. Camide ibadet yapılır. Politikaya iş dökülünce, caminin kutsiyeti kalmaz dedim. Israr ettiler. Bu kere ben de, öyleyse gidin, siz vaizlik yapın dedim. Ben görevimi bilirim dedim. Kısacası tersledim. Fakat yapacaklarını yaptılar. Valiye söylemişler. Vali benim vaizlik yapmamı yasak etti. Böylece sokakta kaldım. Partililerin istediği gibi konuşan diğer vaizlerle, müftüye iyi para vermişler. Bizi de açığa çıkardılar. Köyde de çalıştırmıyorlar. Vali buna da izin vermedi. Müftü ise adım adım beni takip ediyor. Bilmem sonu nereye varacak..."
Sayfa 64 - Yeni Yayınar - 1961 - Samsun
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Behzat Ç. altıncı Tekel'i söyleyip söylememekte kararsızlık yaşıyordu. Neşet Ertaş, Ayaş Yolları'na başlayınca topsakallı garsona boş şişeyi salladı.
"Ben büyük laflar etmesini beceremem sayın savcım," dedi Behzat Ç.. "Ama seneler içinde öğrendiğim bir şey var, o da şu, başkalarının işlediği suçlar bizim masumiyetimizi kanıtlamaz. Ben de buna inanırım. Katil, hırsız, polis, savcı fark etmez, aynı çarkın içindeyiz. Bugün çarkın bu tarafındaysak yarın öbür tarafında olmayacağımızın garantisi yok. Aynı bokun içindeyiz çünkü. O bokun içinden ellerini kirletmeden kimseyi çekip çıkaramazsın."
Sayfa 62
Alıntı
Behzat Ç. maç biterken altıncı Tekel'i açtı, el titremesi azalmıştı. Tavana dikti gözlerini. Bir süre sonra tavandaki çizgiler çıldırıp sağa sola koşmaya başladılar. Sonra da birleşip üstüne yürüdüler. Doğruldu, nefes alamıyordu. Duvarlar yassılaşıp üstüne gelince, eşyalar da şeklini kaybetti, baktığı her şey bir girdap olup yakasından çekmeye başladı.
Behzat Ç. ellerini başının arkasında kenetlemiş, dikkatle tavanı inceliyordu. Odası saten boyayla kaplandığından beri, pürüzsüz tavanda şekil oluşturmak için ciddi bir hayal gücü gerekiyordu.