9/10
·83 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 02:23
hep çok merak etmiştim ve okumak için uzun bir süre bekledim, neden bilmiyorum ama sıra gelmemişti. sonunda okudum ve doğru zamanda okuduğumu düşünüyorum, bence her kitabı okumanın herkes için farklı bir doğru zamanı var. baştan sona akıcı gitti ve sıkılmadım açıkçası. çoğu sahneyi zihnimde canlandırabildim ve özellikle deniz yolculuğu boyunca zihnimde film oluştu sanki. kaybetme duygusunu öyle güzel anlatmış ki kendim yaşamışım gibiydi. herkes bir şekilde bu kitapla kendini bir noktada ilişkilendirebilir ve bir bağ kurabilir diye düşünüyorum.
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Bilgi Yayınları · 202541,1bin okunma
7/10
·304 syf.··
2026 2. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 07:29
Gece Yarısı Treni’ne birçok okur gibi Gece Yarısı Kütüphanesi sonrası büyük bir heyecanla başladım. Çünkü Gece Yarısı Kütüphanesi benim üstümde o kadar büyük bir etki bırakmıştı ki bu sebepten Gece Yarısı Treni daha ön siparişteyken aldım ve heyecanla gelmesini bekledim. Kitabın bana hissiyatına gelirsek, istediğim tadı tam olarak alamadım. Gece Yarısı Kütüphanesi’ni çok merak ve benimseyerek okumuştum. Belki de o dönem hayatımın olduğu şeklinden kaynaklıdır. Bundan çok emin değilim. Fakat Gece Yarısı Treni beni tam olarak içine hiçbir zaman alamadı. Okuması kesinlikle keyifli bir kitaptı fakat olayın içine girip yaşamadım. Sanırım bir de hikayenin sonunda ebediyet olması çok da beni tatmin etmedi. Çünkü önceki kitap ölümle yaşam arasında geçiyordu ve bu hep bir ümit yaratıyordu okuyucuda. Bu kitapta o ümit olmadığından kitaptaki olaylarda aynı heyecanı yaratamadı. İş
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026370 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
7/10
·264 syf.··
2026 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 00:00
Kusursuzca Kusurlu serisinin üçüncü kitabı Saklı Gerçekler’i de bitirdim. Bu seriye başlarken normalde okumaya alışık olduğum türden çok uzak bir yere girdiğimi düşünüyordum. İlk kitapta biraz şaşırdım, ikinci kitapta serinin havasına alışmaya başladım. Üçüncü kitapta ise artık Neva Altaj’dan ne beklemem gerektiğini daha iyi biliyordum: hızlı akan, karanlık atmosferli, romantik gerilimi yüksek, mafyatik drama. Saklı Gerçekler, Angelina ve Sergei’nin hikayesi. Sergei’yi önceki kitaplardan beri merak ediyordum. Serinin içinde daha dengesiz, daha karanlık ve daha dikkat çeken bir enerjisi vardı. Bu kitapta da karakter olarak ilgimi çekti. Özellikle geçmişinden taşıdığı ağırlık, öfke patlamaları ve kontrolünü kaybetme hali kitabın en dikkat çekici taraflarından biriydi bence. Ama tam da bu yüzden beklentim daha yüksekti. Sergei karakteri daha güçlü işlenebilirdi. Onun neden böyle biri olduğunu, geçmişinin onu nasıl bu hale getirdiğini, içindeki o karanlığın nereden beslendiğini daha detaylı okumak isterdim. Kitap bu kapıyı aralıyor ama benim istediğim kadar içeri girmiyor. Bence karakterin potansiyeli vardı, sadece biraz hızlı geçilmiş gibi hissettirdi. Angelina tarafında da benzer bir eksiklik yaşadım. Onun içinde bulunduğu durum, korkuları ve hayatta kalma çabası hikayenin önemli bir parçası ama karakter olarak beni tamamen yakalayamadı. Sergei gibi yoğun bir karakterin karşısında daha güçlü, daha akılda kalıcı bir kadın karakter okumak isterdim. Bu yüzden ikilinin arasındaki çekimi yer yer hissetsem de duygusal bağ tarafı beni tam olarak ikna etmedi. Kitabın akıcılığına laf edemem. Neva Altaj’ın bu seride en iyi yaptığı şeylerden biri bu zaten. Sayfalar hızlı ilerliyor, olaylar bekletmeden akıyor ve kitap kendini okutuyor. Fakat bu kitapta bazı şeylerin fazla hızlı
Saklı GerçeklerNeva Altaj · Artemis Yayınları · 20251,891 okunma
5/10
·176 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2026 00:00
Ayşe Kulin’in kalemini normalde severim. Daha önce okuduğum kitaplarında insan hikayelerini anlatışını, akıcı dilini ve karakterlerin duygusunu okura geçirme biçimini başarılı bulmuşumdur. Bu yüzden Aylardan Kasım Günlerden Perşembe’ye başlarken beklentim vardı. Bir de konu Atatürk olunca ister istemez insan daha büyük bir merakla, daha hassas bir yerden okumaya başlıyor. Kitabın Atatürk’ün ağzından anlatılıyor olması ilk başta ilgimi çekti. Fikir olarak cesur bir tercih. Çünkü Atatürk gibi bir ismi anlatmak zaten başlı başına zor; bir de onun iç sesiyle konuşmaya çalışmak çok daha zor. Bu yüzden kitaba başlarken daha güçlü, daha derin, daha etkileyici bir metin bekledim. Ne yazık ki kitap ilerledikçe bu beklentim tam olarak karşılanmadı. Benim için en büyük sorun anlatımın tonu oldu. Atatürk’ün ağzından yazılmış bir metin okurken ister istemez daha keskin, daha zeki, daha derinlikli cümleler bekliyorsunuz. Fakat bazı bölümlerde kullanılan dil bana fazla sade ve yüzeysel geldi. Hatta yer yer ortaokul-lise düzeyinde bir okuyucuya hitap ediyormuş gibi hissettirdi. Bu kötü bir şey olmak zorunda değil elbette ama Atatürk gibi bir karakterin iç dünyasını okumaya çalışırken benim aradığım etki bu değildi. Kitapta tarihsel bir emek olduğu hissediliyor. Ayşe Kulin’in araştırma yaptığı, dönemin atmosferini vermeye çalıştığı belli. Fakat benim için bilgi vermekle o dönemin ruhunu hissettirmek aynı şey değil. Atatürk’ün son dönemleri, hastalığı, yalnızlığı, düşünceleri ve ülkeye dair kaygıları çok daha sarsıcı anlatılabilirdi. Ben okurken o ağırlığı tam anlamıyla hissedemedim. Özel hayatına dair bölümler de bende kararsız bir his bıraktı. Elbette roman türünde kurgu payı olabilir, yazar bazı boşlukları kendi anlatısıyla doldurabilir. Fakat Atatürk söz konusu olduğunda insan
Aylardan Kasım Günlerden PerşembeAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20254,498 okunma
7/10
·304 syf.··
2026 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi beni okuduğum dönemde gerçekten etkilemişti. Belki de o zamanlar kendi hayatımı, verdiğim kararları ve “başka seçimler yapsaydım nasıl bir hayatım olurdu?” sorusunu daha çok düşündüğüm için kitapla aramda güçlü bir bağ kurulmuştu. Bu yüzden Gece Yarısı Treni’ne başlarken beklentim biraz yüksekti. Sanırım benim için en büyük sorun da bu oldu. Öncelikle kötü bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Aksine, anlatmak istediği şey çok kıymetli. Yaşarken fark etmeden ertelediğimiz insanlar, hırslarımız yüzünden kaçırdığımız anlar, sevgi, pişmanlıklar ve insanın kendi hayatına dönüp bakması… Bunlar kitap boyunca güzel bir şekilde işlenmişti. Wilbur’un hikayesini okurken zaman zaman ben de kendi hayatımı düşündüm. Özellikle insanın yıllar sonra geriye baktığında neyi gerçekten kazanç, neyi kayıp sayacağı meselesi hoşuma gitti. Zaten Matt Haig’in sevdiğim tarafı da çok büyük olaylar anlatmasa bile insanın içinde bir yere dokunmaya çalışıyor. Ama açıkçası Gece Yarısı Kütüphanesi’nin bende bıraktığı etkiyi bu kitapta bulamadım. Hikaye yer yer yavaş ilerledi ve bazı bölümlerde biraz daha derinleşmesini bekledim. Konusu güzel, mesajı değerli ama duygusal olarak beni tam anlamıyla içine alamadı. Bazı yerlerde okurken koptuğum anlar oldu. Yine de kitabı bitirdiğimde aklımda kalan güzel bir düşünce vardı. Hayat sadece başarıların, hedeflerin ya da yetişmeye çalıştığımız şeylerin toplamı değil. Bazen insanın asıl kaçırdığı şey, tam da yaşarken yanında olan insanlar ve sıradan sandığı anlar oluyor. Benim için Gece Yarısı Kütüphanesi’nin yerini tutmadı ama yine de düşündüren, sakin ilerleyen ve okuduktan sonra insanı kendi hayatına biraz dışarıdan baktıran bir kitaptı. Puanım: 7/10
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026370 okunma
7/10
·160 syf.··
2026 36. kitabı
Romanın merkezinde, sekiz yaşındaki Güney’in bir yaz akşamı oynadığı masum bir çocukluk oyununun beklenmedik şekilde trajik ve gizemli olaylara dönüşmesi yer alıyor. Bu olay, yıllar boyunca sürecek sırların, kayıpların ve travmaların kapısını aralıyor. Hikâye boyunca; dönüşümler, geçmişten gelen fısıltılar, yarım kalmış hayatlar ve kuşaktan kuşağa aktarılan yaralar arasında dolaşırken, yalnızca bir suçun değil, insan zihninin ve hafızasının karanlık bölgelerinin de izini sürüyoruz. Roman, hatırasız olma fikri, arınma, vicdan, suçluluk ve kayıp temalarını ön plana çıkarıyor. Karakter psikolojisini irdeleyen gerilimlerden hoşlanan biri olarak, fısıltılardaki ipuçlarının giderek anlam kazanan bir yapı oluşturmasını, realist bir zemine oturmasını, somut anlamda çözümlenmesini bekledim. Öyle olmadı ama öte yandan; Empat’ın bana sunduğu sembolik ve atmosferik yönü de sevmedim diyemem. Kısa hacmine rağmen yoğun bir hikaye sunan Empat’ın en güçlü yanı, aslında olay örgüsünden çok Türkiye’nin farklı dönemlerine, sınıflarına, travmalarına ve toplumsal kırılmalarına ayna tutması oldu. Okurken de istemsizce kitabı zihnimde bir toplum panoraması olarak kodladım. Bakış açım değişince, fikirlerim de ona göre şekillendi. Sevgili yazar, empati kavramını merkeze alırken okuruna da durup düşünme alanı açmak istemiş. Bu nedenle son sayfayı çevirdiğimde karakterlerden ya da kurgudan çok, kitap boyunca satır aralarında hatırlatılan insani değerler zihnimde yer etti. Ve böylece farklılıklarıyla anacağım bir Günay kitabı daha külliyatıma eklenmiş oldu. Nicelerine.. . . . satir.arasindaki.kiz
EmpatGünay Gafur · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202611 okunma