• İlle görmek için mi beklenir güzel günler
    Beklemek de güzel🌻
  • ...hep beklemek.
    Paulo Coelho
    Sayfa 42 - Can Yayınları
  • Yalnızlık gece ayazında sabaha kadar beklemek gibidir, ısınmak için güneşin doğmasını beklersin ama, o güneş hiçbir zaman doğmaz.
    Yalnızlık bulmadığın sevgiyi başka yerlerde aramak gibidir.

    İskender Baba
  • Beklersin beklersin,
    Beklemekten beklemek yorulur.
    Tutunacak kökün kalmaz
    Savrulursun.
  • 332 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bana göre Nermin Yıldırım'ın kalemi okuyucularını büyüleyerek onları romanlarının yaşadığı yerlere sürüklüyor. Benim okuduğum ikinci kitabı Misafir. Okurken elimden bırakmak istemeyerek sonunda nelerin olacağını merak ederek okudum. Bazı şeyleri bizim yüzümüze vurmak isteyerek yazmış bu kitabını.

    Hayatı aslında bekleyerek geçirilmeyeceğinin hayatın elimizden kayıp gitmeden günlerimizi en güzel şekilde değerlendirmemiz gerektiğini kişiler üzerinden anlatıyor. Aslında bazı şeylerin bir zamanı vardır. Onların da zamanı gelmesini sıkıntıyla beklemek yerine bu günleri en güzel şekilde geçirmemiz gerekir. En önemlisi ise beklemeyerek mutlu olarak yaşamamız gerekir.

    Düşmekten korkmamamız gerektiğini düştüğümüzde ilk sarsılacağımızı ama bu sarsıntının bizi hayatı öğrettiğini önemli olanın sarsıntının ilerisindeki ışığı görmemiz gerektiğidir.

    Misafir kitabı sizi bir evde karşılıyor. Bu ev diğer evlere benzemiyor. Aslında benzemek istiyor ama benzemesi imkansız. Bu evde pazarları. herkes bir araya geliyor. Her şeyin yerli yerinde olduğunun bir göstergesi. Her şey düzgün görünüyor. Tıpkı mutlu sunuluşlar gibi. Misafirler her pazar bir arada olmalı. Tıpkı mutlu aile portresi gibi. Peki her aile mutlu mudur ? İçlerindeki dalgalanmalar nasıl durulur ?

    "Bu yüzden havalandırmada pazar insanlarına değil, pazar çiçeklerine vermiştim dikkatimi. Onların, insanların aksine, kalp kırmayı bilmeyen, sevimli mahluklar olduklarını düşünüyordum."

    Peki Esin buraya nasıl geldi? Kendisi bunu her sorduğunda ona cevap vermek istemeyen kişilerle uğraşmak onu yormuştur. Buraya nasıl geldiğini bilse belki bazı şeyler yerine oturacaktır.

    Bu ev bir akıl hastenesidir. Hastalar misafir, hemşireler ise abladır. Evde insan rahat etmelidir ve misafir de misafirliğini bilerek günlerini geçirmelidir.

    Rikkat hemşire Esin'de kendi gençliğini gördüğünde ve rahmetli annesi onu ziyarete geldiğinde geçmişin perdeleri yavaş yavaş açılacak. İşte o geçmişi okurken hani bir şey demek imkansız olur; öyle bir duygu ile okuyacaksınız.

    Esin'in yaşadıkları ise hani bir şeyler yapmak istersiniz ama yapacak güç bulamasınız işte öyle bir hikaye okuyoruz. Her sayfasında kendinizden bir şeyler bulacağınız bir roman.

    Mutlaka okumanız gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Hayatı beklemeden günlerinizi güzel yaşamanız dileği ile.
  • “Diş fırçalarken suyu açık bırakma”
    “Salondan en son kim çıktı? Işıklar neden açık”
    “Makası neden yerine bırakmıyorsun?” Gibi babasının ikaz ve söylemlerine dayanamıyordu.
    Sabah bir iş görüşmesine gidecekti ve eğer kabul edilirse aile evini bırakıp, kedisine bir ev kiralayacaktı. Artık kendi hayatını yaşamak istiyordu.
    Sabah, babası onu kapıda uğurladı.
    – Dikkatli ol ve bütün soruları cevaplamaya çalış, oğlum dedi.
    Görüşme adresine gelince, kapıda bekçi yoktu. Bahçe kapısı açıktı ama sürgülü kilidinin demiri dışarıdaydı, giren çıkan herkes bu demire değiyordu. Hemen kilit sürgüsünü geri çekti ve içeriye girdi. Bahçede bir hortum suyunu boşa akıtıyordu. Onu aldı ve sulasın diye bir ağacın dibine bıraktı. Bir avluya girdi, duvar dibinde boşa çalışan bir vantilatör gördü. Gayrı ihtiyarı bir hareketle, vantilatörü kapattığını fark etti. Artık huyu nefsine galip geliyordu. Kendisini tuhaf hissetti.
    Oradan küçük bir odaya girdi. Üzerindeki okla görüşme salonuna gider, yazan bir kağıt ters bir şeklide asılı duruyordu. Kağıdı düzeltip, görüşme salonuna girdiğinde diğer adaylar oturmuş sıralarını bekliyorlardı. Salonun ışıkları açıktı ve günün ışığı yeterince her yeri aydınlatıyordu. Aldırmak istemedi fakat babasının sesini duyar gibi oldu sanki “kapatın bu ışıkları” diyordu. Bu ses dikkatini dağıtıyordu. Duramadı hemen gidip ışıkları kapattı ve sırasını beklemek için bir kenara oturdu.
    Sırası gelince görüşme odasına çağrıldı.
    Masanın öbür tarafında oturan kişi evraklarını istedi. Diplomalarını inceledikten sonra, işe ne zaman başlayabileceğini sordu. Bunu bir tuzak saydı ve imtihanın bir parçası olmalı. Dedi kendi kendine. Ne cevap vereceğini bilemedi.
    Tedirginliği yüzüne yansımaya başladı.
    Karşısındaki adam; Neyi düşünüyorsunuz? Diye sordu
    Biz burada kimseye soru sormadık. Adayları cevaplarıyla değil davranışlarıyla değerlendirmek istedik. Adaylardan hiç birisi senin gibi davranmadı. Bahçe girişinden itibaren herkesi izledik. Açık sürgü kilidi, boşa akan su, vantilatör, ışıkları ve ters kağıt hepsi imtihanın birer aşamasıydı. Bu sınavı başarılı bir şeklide tek sen geçtin. Yeni işin hayırlı olsun.
    Babasının disiplini ve sürekli ikazlarına, kızması geldi aklına ondan pişmanlık duydu ve bu işi sadece disiplinle kazandığını anladı. Eve çok mutlu döndü.
    Hayatta başarılı olmanın yolu, disiplin ve çevremize gösterdiğimiz sorumluluktan geçiyor.
  • Peki ya sen?
    Hâlâ bekliyor musun?
    Beklemek, şimdi hiç duymayan birine,
    Dünyanın en güzel şarkısını söylemek kadar anlamsız.