Hikayesi gibi karanlıkta kalmış bir kitap
10/10
·228 syf.··
Beğendi
·
2024 60. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2024 22:43
Tahar Ben Jelloun'un Işığın Kör Edici Yokluğu romanını yaklaşık iki yıl önce okudum. Aradan geçen zamana rağmen hâlâ aklıma gelen, zihnimde yaşamaya devam eden kitaplardan biri. Bazı kitaplar okunur, kapağı kapatılır ve zamanla unutulur. Bazıları ise insanın içine yerleşir. Bu roman benim için ikinci gruba giriyor. Kitap, Fas'ta 1971 yılında Kral II. Hasan'a yönelik başarısız suikast girişiminin ardından yaşanan gerçek olaylardan esinleniyor. Darbe girişiminden sonra hayatta bırakılan askerler, sorgulanıp Tazmamart zindanlarına gönderiliyor. Ancak buraya "hapishane" demek bile yetersiz kalıyor. Çünkü burası bir cezaevi değil, yaşayan insanların yavaş yavaş ölüme terk edildiği bir mezar. Yirmi yıla yakın bir süre boyunca karanlığın içinde, insanlık dışı koşullarda yaşamaya çalışan mahkûmların hikâyesini okuyoruz. Hücreler o kadar dar ve karanlık ki insan, böyle bir yerde birkaç gün bile dayanmanın mümkün olup olmadığını düşünmeden edemiyor. Buna rağmen bazıları yıllarca hayatta kalmayı başarıyor. Kitabı okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri umut ve inanç arasındaki fark oldu. Normalde umut insanı ayakta tutan bir şey olarak görülür. Oysa bu romanda umut etmek bazen insanı öldüren bir şeye dönüşüyor. Çünkü sürekli kurtulmayı beklemek, her geçen gün biraz daha hayal kırıklığına uğramak demek. Bu yüzden mahkûmlar umut etmeyi bırakıyorlar. Onları ayakta tutan şey ise inanç oluyor. İnanç sadece dinî anlamda değil; insan kalmaya, aklını korumaya ve kendi iç dünyasını ayakta tutmaya duyulan inanç. Kitap boyunca insanın ne kadar dayanabileceğini görüyoruz. Açlık, hastalık, yalnızlık ve karanlıkla mücadele eden insanlar zamanla fiziksel olarak tükeniyor. Bazıları aklını kaybediyor, bazıları sessizce ölüme yaklaşıyor. Bir zamanlar özgürce dolaşan, kahve içen, yemek
1000Kitap
Işığın O Kör Edici YokluğuTahar Ben Jelloun · Sia Kitap · 2020700 okunma
10/10
·500 syf.··
2026 45. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 00:00
Yarım kalmış bir aşkın gölgesinde Köy Enstitüsü’nün umut dolu hikayesi. Okuyan herkesin mutlaka kendini bulacağı bu roman ,sevgili @semasoykan ın güzel kaleminden 1940 ile 1980 arsında köy enstitülerinin umut dolu yılları da geçen bu romanda eğitim, idealizm, aşk, dostluk ve kaybedilen değerler üzerine dokunaklı bir anlatım söz konusu. Gerçek bilgi ile öyle güzel kurgulanmış ki, kitabı okurken aaa kurgu bitti şimdi bilgi zamanı gibi bir ayrım yapamıyoruz. Okurken adeta o yıllarda yaşıyor hissi de muazzam. Kitabı okumaya başlamadan önce Sevgili @semasoykan ile yapılan söyleşiye katılma fırsatım oldu. Yani okumadan ön bir bilgi sahibi oldum ve bu bilinçle kitaba başlamak, bu bilgilerle anlamlandırmak gerçekten büyüleyiciydi Hakikati seçmezsen, seçilmeyi beklemek kaderin olur.Hayat bunu öğretti bana . Son olarak, bir kuşağın hayalleriyle, bir sonra kuşağın gerçekleri arasında sıkışan hayatları okumaya hazır mısın ?
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,018 okunma
Reklam
9/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
Kitap otel odasında bulunan cesetle başlıyor ve Una'nın Josh ve Meave'i aynı soruşturmaya vermek istemese de yoğunluktan dolayı ikisinin soruşturmayı devralmasıyla araştırılmaya başlanıyor. Araştırdıkça çıkmaza sürüklendiklerini düşünüyorlarken Josh'un başına akla gelmeyecek bir olay gelir. Josh bu sorundan kurtulmaya çalışırken Meave' i her zamanki gibi korumak için uzak durmasını ister ama Meave tabi ki uzak durmaz aynı anda iki soruşturma ile ilgilenir. Kitap hakkında spoi vermeden yazmam için bundan sonrasından bahsetmemem lazım... Polisiye açısından oyle ters köşe olduğum bir son değildi ama kitabın sonu en güzel sonlardan biriydi. Seriyi okumaya başlamadıysanız bence seri tamamlanana kadar da başlamayın yeni kitabını beklemek çok zor oluyor;) Bir polisiye seride 12 kitap okuyup yenisini bu kadar heyecanla beklemek bazen çok garip gelse de kitaptaki karakter dinamiği o kadar güzel ki onlara o kadar alıştım ki seri bitse de tekrar tekrar okuyacağım bir seri olacak. Kadın dedektif okumak hele ki özel hayatindaki kararsızlığını ve inatçılığını kendine benzetince okumak çok zevkli. Kitabı aslında aylar öncesinde okudum ama Türkçe çevirisi yeni geldi:( Çeviriyi okuyup inceleme yazacaktım ama Türkçesini 2027 de yeni çıkacak kitabından önce okumaya karar verdim. Kitabın sonunu okuduktan sonra yeni kitapta nasıl olacağını merakla bekliyorum ama yazar yeni kitabını ön sipariş verenlere Temmuzda bir short story yayınlayacak ve bunun şimdiye kadarki en sevdiği short story olduğunu söylüyor. Merakla bekliyorum Gizli Oda'nın hangi sahnesinden kesit olacak, acaba bu sefer kimin gözünden Josh Derwent'i anlatacak... Şimdiye kadarkiler çok güzeldi hele ki Kapalı Kapılar Ardında kitabındaki Meave'in Derwent' i bekleyip de gelmediğini sanarken aslında sırf söz verdiği için zamanı olmamasına
The Secret RoomJane Casey · Hemlock Press · 202516 okunma
9/10
·162 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 00:00
Bu seriye başlamak için tamamlanması bekledim. Herkesin çok sürükleyici olduğunu hemen devamını okumak istediklerini duyunca beklemek istedim. Ve bütün yorumlara katılıyorum. Uzun zamandır gördüğüm neredeyse bütün türlerde en kısa kitap ve buna rağmen içinde her şey vardı çok dozundaydı ve bana bir kitabın güzel olmak için uzun yazılması ya da içinde çokça betimleme olması gerekmediğini tekrardan gösterdi. Kitap kesinlikle merak uyandırıcı, bir çırpıda bitti ama bunun sayfa sayısıyla alakası yok. Ayrıca katilin kadın olması çok hoşuma gitti. Büyük oranda katil erkek olur ama burada intikam ateşiyle yanan bir kadın var ve oldukça vahşi cinayetler işliyor. Bu fikre kesinlikle bayıldım. Devamını da heyecanla ve hemen bitireceğime eminim. Çok iyiydi.
1000Kitap
Mindf*ck 1: RiskS. T. Abby · Artemis Yayınları · 2026569 okunma
Ertelenmiş Hayatlar
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 20:05
Sevgili okur arkadaşlar, eğer çok hızlı akan bir hikâye arıyorsanız, bu kitap o kitap değil. Okurken çoğu yerde durağan, hatta tekrarlı gelebilir. Ama bu bilinçli bir tercih. Çünkü yazar, okurun da Drogo gibi zamanın içinde sıkışmasını istiyor. Kitap hızlı aksaydı, anlatmak istediğini bu kadar güçlü anlatamazdı. Romanın başlarında ortada büyük bir olay yokmuş gibi görünür. Ne büyük savaşlar vardır ne de peş peşe yaşanan felaketler. Bu yüzden ilk sayfalarda Tatar Çölü’nün bir asker romanı olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa sayfalar ilerledikçe bunun bir asker romanından çok daha başka bir yere gittiğini fark ediyorsunuz. Kitap boyunca Tanrı bakışıyla Drogo’nun hayatını izliyoruz. Belki de asıl mesele burada başlıyor. Çünkü Drogo’nun hayatına dışarıdan bakarken bir noktadan sonra kendi hayatımıza bakmaya başlıyoruz. Belki senin de hayatında büyük trajediler yoktur. Büyük savaşlar, büyük felaketler yaşamıyorsundur. Hatta hayatına yukarıdan bakan biri, çoğu günü birbirine benzeyen sıradan bir hayat gördüğünü düşünebilir. Benim hayatıma baksa da farklı bir manzarayla karşılaşmayacaktır. Ama insan hayatının en sıradan felaketi tam da burada saklıdır. Bir gün yaşayacağım mı diyorsun? Bir gün başlayacağım mı? Bir gün döneceğim mi? Bir gün sıra bana gelecek mi? Peki o bir gün ne zaman gelecek? Hayatın hangi kalesinde nöbet tutuyorsun? Hangi savaşın geleceğine inanıp yıllarını harcıyorsun? Gerçekten beklediğin şey gelecek mi, yoksa beklemek hayatının kendisine mi dönüştü? Yaşıyorum derken yavaş yavaş ölüyor olabilir misin? Alışkanlıklarının güvenli duvarları arasında yıllardır aynı yerde dönüp duruyor olabilir misin? Heyecanlardan, risklerden, değişim ihtimalinden kaçıyor olabilir misin? Bu soruların herhangi birine içinden bile olsa “evet” dediysen, Tatar Çölü sana bir
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,9bin okunma
Puan vermedi·97 syf.··
2026 28. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 14:20
Nero Tragedyası, yalnızca tarihi bir dönemi sahneye taşıyan bir eser değil; iktidarın insan ruhunda açtığı yaraları, gücün yozlaştırıcı etkisini ve toplumların sessizliğini sorgulayan çok katmanlı bir anlatı. Kitabı okurken gerçek Roma İmparatorluğu’ndan birebir bir kesit beklemek yerine, onun atmosferinden beslenen sembolik bir dünya ile karşılaşıyoruz. Yazarın amacı tarih dersi vermek değil; Roma’nın ruhunu kullanarak evrensel bir eleştiri ortaya koymak. Bu nedenle metinde bazı kavramların çevrilmek yerine özgün hâlleriyle bırakılmış olması dikkat çekiyor. İlk başta alışması zaman alsa da bu tercih, dönemin hissiyatını koruyor ve anlatının inandırıcılığını güçlendiriyor. Dildeki bu yaklaşım, okuyucunun kendisini sıradan bir tarih romanında değil, bilinçli olarak inşa edilmiş bir sahnenin içinde hissetmesini sağlıyor. Eserin merkezinde elbette Nero var; ancak asıl anlatılan tek bir kişinin hikâyesinden çok, sınırsız gücün nasıl bir yıkıma dönüşebileceği. Hırs, korku, sadakat, ihanet ve vicdan gibi kavramlar karakterler üzerinden sürekli sınanıyor. Özellikle iktidarın çevresindeki insanların suskunluğu ve çıkar ilişkileri, trajedinin büyümesine zemin hazırlıyor. Bu yönüyle kitap, yalnızca bir hükümdarı değil, onu mümkün kılan düzeni de sorguluyor. Bence eseri ilgi çekici kılan en önemli noktalardan biri de geçmişi anlatırken bugünü düşündürmesi. Otoritenin sorgulanmadığı, insanların korku ya da çıkar nedeniyle sessiz kaldığı her sistemde benzer döngülerin yaşanabileceğini hissettiriyor. Bu yüzden anlatılanları günümüz siyaseti, toplumsal düzen ve güç ilişkileri açısından yorumlamak mümkün. Kitap açık cevaplar vermekten ziyade okuyucuyu kendi çıkarımlarını yapmaya davet ediyor. Final bölümü ise uzun süre etkisini koruyan bir kapanış sunuyor. Olayların çözülmesinden
Nero TragedyasıGaius Flavius Divinus · Harmonia Yayınevi · 20267 okunma
Reklam
Reklam