Günümüzde, insanlar her şeyi hemencecik elde etmek istiyorlar, arzularını canları
çektiğinde hiç beklemeden tatmin etmenin peşindeler, ama ben onlar gibi değilim, daha eski kafalıyım, geleceği kurmak ve her şeyin
zamanla gelişmesini beklemek hoşuma gidiyor.
Din ile devlet birbirinden ayrılınca ne olur, sana bir örnekle anlatayım. İnsan ile damarlarındaki kanı birbirinden ayırmaktan hiçbir farkı yoktur. Böyle birşey olduğunda kan heder olur. İnsan da zayıf ve bitkin düşer veya zayi olur.
Devletin dini olmayınca yasaları, ekonomisi, askeriyesi, siyaseti ve eğitimi de bu temel üzere bina edilir. Düzen dinsiz olunca memurunu, askerini, iş adamını, öğrencisini de tıpkı kendisi gibi yetiştirecek. Böyle bir sistemden yüksek faziletli, muvahhid ve mücahid bir nesil beklemek çalıda gül bitmesini beklemek gibidir.
Beklenen her şey çıkıp gelir sonunda, hiçbir şey gelmezlik etmez; yeter ki acele edip gelmekte olan şeyi karşılamaya çıkılmak istenmesin, o zaman kaçırılır elden; çünkü beklenen şeyin gelişini yöneten bir yasa vardır; onu karşılamaya çıktık mı yasayı bir yana itip beklenen şeyi kazara ele geçirmeye çalışırız.
Size yazmak için daha fazla beklemek istemedim.
Sabırsızlık hastalığıma deva olsun diye yazdım bu kitabı. Sabırlı* kişi hasta değildir.
Sabırsız kişi ise tatmin olmaz, doyumsuzdur, yatıştırılamaz, erişilemez, disiplinsiz, idare edilemez, dengesizdir.
Sabırsız kişi daha başlamadan bitirmek ister.
Sabırsız kişi hep olmadığı yerde olmak ister.
Sabırsız kişinin zamanı kısıtlıdır.
Sabırsız kişi başkalarının zamanını düşünmez. Hep onun em-
rinde olunmalıdır.
On dakikaya çıkıyorum. Hemen motorlu beygirime biniyorum.
Bir şey söylemek istediğimde kendimi tutamıyorum. Artık daha fazla bekleyemem, bir an önce çözülmesi gerek: Söylüyorum ya, düşünmeden konuşuyorum işte. Buna spontanelik deniyor. Söylediklerimden hep pişman oluyorum...
Öfkelenmeden, dalaşmadan, hakaret etmeden, aşağılamadan, ortalığı kırıp dökmeden önce beklemeyi bilmek gerekiyor. Aceleci sinek olmamak lazım.
Son mektubu yazmadan önce beklemek lazım.
Haklı olduğunu, karşındakininse hatalı olduğunu düşünmeden,
köprüleri yıkmadan beklemek lazım.
Aşk diye bir şeye inanmıyorum," diye alay etti Elias. "Belki cazibe ya da arkadaşlık veya dostluk. Ama pek çok erkek, aşk özel bir tür sihirmiş gibi davranıyor. Öyle olmadığını söylemek için yetkili olduğu mu hissediyorum."
Albert şaşkınlıkla, "Şey, ama sanırım az önce aşkı tarif ettin," diye cevapladı.
"Cazibe, arkadaşlık ve dostluk. Bunlarda özel bir şey yok mu, özellikle de hepsi aynı anda bir aradaysa?